14.BÖLÜM
YENİ GÜÇLER YENİ HEDEFLER
arthur gölgenin bu halini görür görmez hemen yere kapaklanır ve gölgenin başından destek de bulunur. ardından gölge ile iletişime geçmeye çalışır. arthur bunu yaparken diğer üstatlar hemen gölgenin yanına gelip olayları anlamaya çalışır.
Arthur: gölge?! bu ne hal?
gölge: e-efendim ç-çok büyük… s-sorun-umuz v-ar…
Arthur: tamam aslanım kendini çok zorlama.
arthur hemen sağ elini kaldırır ve gölgeye tam iyileştirme gücünü kullanır. arthur bu gücünü kullandıktan sonra gölge iyileşir ve kendine gelir.
arthur ve diğer üstatlar gölgeyi yerden kaldırır ve koltuğa oturtur.
Arthur: ne oldu gölge? nasıl bu hale geldin?
gölge: efendim.. bu gücü sağlayan taşın peşinde sadece biz değilmişiz.
Arthur:…..?
gölge: daha önce görmediğim kişiler de ulodana krallığındaymış…. taşı ulodana kralından aldıktan sonra hızlıca kendimi deşifre etmeden merkeze doğru geliyordum. ışınlanmaya uygun bir yer bulmuşken iri yapılı çok kuvvetli ve gizli güçler kullanan kişiler etrafımı sardılar. benden taşı istediler lakin vermedim. büyük bir münakaşa döndü ve ardından onlarla dövüşüm başladı.. onlar insanların malına ya da canlarına önem vermiyordu. bundan dolayı insanların mallarını ve canlarını korurken onlarla savaşmam zor oldu. savaşımız devam ettikçe kaybetme oranım yükselmeye başladı. son raddeye geldikten sonra kaçmaya başladım ancak buna müsade etmediler… uzun bir kaçıştan sonra beni…. yakaladılar ve taşı zorla benden aldılar efendim…. ve size bir mesaj iletmemi istediler….
arthur çok sakin ve bir o kadar çok öfkeli şekilde dinler ve cevap verir.
Arthur: söyle.
gölge: “dünya sadece sizden ibaret değildir. iyinin ayakta kalabilmesi için kötülük daima var olmalıdır.”
Arthur:….
MEX: efendim ne yapmalıyız?
Arthur:…düşünüyorum mex… düşünüyorum!
Alfa: efendim derhal karşı bir saldırı da bulunmalıyız.
Arthur: söyle yerlerini mekanlarını vurup kırıp geçelim..
Alfa:…….
Arthur: gölgenin anlattığına göre karşımızdakiler bizimle yarışır durumda. bazı faaliyetlerimiz onların gözlerine batmış anlaşılan.
nah etem: efendim ilk önce sakin olup düşünmeliyiz ve doğru kararlar almalıyız.
Arthur: doğru diyorsun nah etem.. öfkeliyim ancak bu öfkemi sonraya saklıyorum.
arthur masasına oturur ve üstatlar da ardından oturur.
Arthur: evet üstatlarım, düşman var ama belli değil. çok güçlü üstadımza zarar verebiliyorlar.. ayrıca halkın malına canına önem vermiyorlar… bu kişiler ulodana kralının büyük oğlunun bahsettiği kişiler olmalı. çünkü bizim dışımızda bu taşın ulodana da olduğunu prens de biliyordu ve bizlere bahsettiği kişilere iletmiş olmalı.
gölge: efendim… bir bilgi iletmem lazım size..
Arthur: söyle gölge.
gölge: sağ kolunu kestiğimiz ve aileden sürgün ettiğimiz prens bugün bahsedilen düşman tarafından öldürülmüş..
Arthur:….. kim bunlar kim!
nah etem: bunlar kim bilmiyorum ama çok güçlüler efendim..
Arthur: artık her adımımızı dikkatle atmak zorundayız. yukarıya bakmaktan aşağıdaki tehlikeyi fark edememişiz. karşımızdakiler insanların canlarını umursamayan tipler.. hem insanları koruyup hem de onlarla mücadele etmek bizi zorlayacaktır.
gölge: ne yapmamız gerek efendim?
Arthur: birliklerimiz insan nüfusundan fazla.. gerekirse sayıları daha da çıkartabiliriz… ancak şimdilik tüm gölge ekibine ve tüm tank ordusuna bu sözlerimi iletin.. her bir insan için bir gölge asker bir tank ordusundan asker olmak üzere çifter çifter tüm insanlığı koruyacağız. onlar tarafından insanlara saldırı olursa da hem yerlerini bulacağız hem de savunup savaşacağız. bu artık iyiyle kötünün savaşı oldu.
gölge ve Alfa: emredersiniz efendim.
nah etem: efendim bu gelişmelerden pusula ittifakına da iletecek misiniz?
Arthur: şimdilik gerek yok. insanların devreye girmesi gerektiği yerde bu gelişmeleri iletiriz.
nah etem: emredersiniz efendim.
Arthur: mex, öncelik görevin gölge ile koordineli bir şekilde ulodana krallığından başlayıp bunların yerini bulmaktır. en kısa sürede sonuç istiyorum!
MEX: emredersiniz efendim.
arthur eliyle çıkışı gösterir şekilde konuşmasına son verir.
Arthur: nah etem hariç çıkabilirsiniz.
nah etem hariç herkes çıkar.
nah etem: ne düşünüyorsunuz efendim.
Arthur: onları nah etem..
nah etem: gözümüzün gördüğünden korkmayız efendim. ölün derseniz dahi gözümüzü kırpmadan ölürüz, öldürün derseniz dahi korkusuzca öldürürüz!
Arthur: sağol nah etem.. ancak düşündüğüm böyle şeyler değil.. düşündüğüm nerede oldukları ve şuan ne yaptıkları…
nah etem: sizce nerede olabilirler?
Arthur: bilmiyorum..
arthur umutsuz şekilde gülümser ve hemen konuşmasını devam ettirir.
Arthur: dünyayı yönetecek kişi bir grup kişinin nerede olduğunu bilmiyor…
nah etem: kendinize yüklenmeyin efendim.. elbet bulacağız.
Arthur: …önceliğimiz insanlar… onların canları. illa bulacağız!
nah etem: aynen öyle efendim.
Arthur: çocukların yanına gidelim. şu aralar çok görüşemiyoruz.
nah etem: emredersiniz efendim.
arthur ve nah etem eve ışınlanırlar ve içeriye girerler. hizmetçiler arthur ile nah etemi karşılar hemen ardından da ariya arthura doğru koşar hemen ardından da gon yürüye yürüye gonun yanına gelir.
ariya: hoş geldin arthur abiii.
Arthur: hoşbulduk prenses.
arthur ariyayı tutar ve kucağına alır. salona doğru yol alırken gonu görür ve gülümseyerek gonla uğraşır.
arthur sol eliyle gonun başını hızlıca severken konuşur.
Arthur: hoş geldin yok mu aslan parçası?
gon: hoş geldin.
Arthur: ne bu surat böyle? yoksa siz kavga mı ettiniz?
arthur ariyaya dönerek konuşur.
ariya: yooo ben gon abimle kavga etmedim ki.
arthur gona döner ve konuşmaya başlar.
Arthur: hmm. e o zaman nedir bu suratın hali?
gon: sana sinirliyim.
arthur şaşkınlık tepkisi ile konuşmaya devam eder.
Arthur: wayyy niye bana sinirlisiniz ekselansları?
gon: adamların dışarıya çıkıp oyun gezmemize oyun oynamamıza izin vermiyorlar ve abiniz böyle emretti diyerek tek bir cevap veriyorlar.
Arthur: hmmm. gel bunu oturalım da öyle konuşalım.
arthur gonun omzundan tutar ve salona doğru birlikte geçerler.
arthur tekli koltuğa oturduktan sonra konuşmaya başlar.
Arthur: evet dışarı çıkamazsınız çünkü köyle o derece güvenli değil.
ariya: ama abiii… biz dışarıda oyun oynamak istiyoruz.
gon: ariya haklı.. ne diyeceksin bu konu hakkında.
Arthur: çok mu dışarıda oyun oynamak istiyorsunuz?
ariya: eveeeet.
Arthur: o zaman dışarıdaki abiler sizi korurken kısa süreliğine dışarıda oyun oynayabilirsiniz.
ariya: YEEEEEEHHHHHAAAAA!!!
arthur ve gon ariyanın bu sevinç çılığından dolayı kulaklarını kapatırlar. lakin ikisi de ariyanın bu sevincinden dolayı çok sevinirler ve mutlu olurlar.
evde akşam yemeği yenir ve eğlenceli aktiviteler döner.
akşama kadar süren aile eğlencesi uykunun gelmesi ile birlikte yavaş yavaş bitmeye başlar.
ariya nın uykusu gelmeye başlar.
Arthur: hadi bakalım. uyku vakti.
ariya: ama daha konuşman bitmedi.
Arthur: peki hikaye bittikten sonra direkt uykuya tamam mı?
ariya: tamamdırr.
Arthur. dünyanın çok ötesinden gelen kahramanın bitmek bilmeyen uzun ve zorlu serüveni artık kuzeybatıda bulunan küçük bir köyde son bulmuştur. binlerce savaş vermiş ve zaferle çıkmış bu kahraman köyün sessizliği ve sakinliğini görünce geçmiş yaşamını unutmayı karar vermiş ve bir daha asla eline kılıç almamaya karar vermiş. sessizliğin ardından köy kahramanı benimsemiş ve kahraman tam olarak köyden biri olmuştu. bir yıl kalmadan köyden ela gözlü sarı saçlı 165 cm boylarında hamarat ve asil bir genç kıza tutulmuş ve evlenmişlerdi. bir erkek çocuklar olmuş ve mutlu bir hayat sürmeye başlamışlardı… ta ki kahramanın geçmişi kahramanın karşısına geçene kadar. kahramanın son savaşında ciddi yaralar bırakan düşman lideri iyileşmiş, güçlenmiş ve kahramanın karşısına tekrardan dikilmişti. kahraman ne kadar o işleri bıraktığını söylese de kötü adam dinlememişti. kahraman tek başına hem köyü hem de ailesini koruyamayacağının farkındaydı. bundan dolayı savaşırken diğerlerini hemen etkisiz hale getirip kötü adamı alıp köyden ve ailesinden uzaklaşmayı düşündü. yemini bozulmuştu artık kahramanın çünkü felaketin kılıcını tekrar eline almıştı ve acımasızlığının gözlerini tekrar dikmişti düşmanına. planladığı gibi gitmişti herşey. kahraman kötü adamı alıp köyden çok uzak bir yere uçmuştu. koca alanda kötü adamla kahraman baş başa kalmıştı. çok uzun savaşmışlardı. en son ikisi de hitap düşmüş sınırlarına ulaşmıştı.
gon merakla sorar.
gon: peki peki kim kazandı?
Arthur: kötü adam…
gon hüsrana ugrarcasına bakar arthura ve sorar.
gon: nasıl?!
Arthur: çünkü kötü adam kahramanın en büyük zafiyetini kullanmıştı. kahramanın ailesini..
ariya: ama ama o kahraman değil mi? çok güçlüdür o ailesini kurtarır!
Arthur: maalesef miniğim. kahramanlarda zayıf düşebilir.
ariya:…amaa!
Arthur: kahraman dahi olsa bir hata yapmıştı. yaptığı o hata zamanla çok büyük bir hal aldı ve kahramanın ailesini dağıttı. buradan çıkaracağınız ders ne olursa olsun yarım iş yapmamak. zamanı geldiğin de sizde o kahraman gibi çok güçlü olacaksınız. ancak kahramanın düştüğü hataya asla düşmeyeceksiniz anlaşıldı mı?
gon ve ariya kafa sallar.
Arthur: siz her şeyden önce mantığınızla hareket etmek zorundasınız. asla işinize duygularınızı karıştırmayacaksınız. çünkü duygu yanıltır mantık kurtarır. siz kurtarıcı konumunda olacaksınız bu yüzden yanlış yapamazsınız.
gon: duygularımız olmasa biz ne uğruna savaşacağız?
Arthur: duygulardan kast ettiğim şey zafiyet göstermemek. tabiki de belli başlı ilkeleriniz olacak. insanları korumak gibi, onlara şefkat ile yaklaşmak gibi, çocuklarla sokaklarda koşturup oynamak gibi.. ancak savaş esnasında tek bir hedefiniz olmalı. oda insanları ne uğruna olursa olsun korumak olmalı. seçim yapmak zorunda kalacaksınız. en zorlandığınız anlar olacak ancak onların üstesinden gelmeyi bileceksiniz. o kahraman zafiyet gösterdi siz göstermeyeceksiniz ve işin sonunda ölüm dahi olsa kesinleştirmeden bırakmayacaksınız!
gon ve ariya anlarcasına kafa sallar.
Arthur: şimdi uyku vakti gel bakalım ariya.
arthur yerinden kalkar ve ariyayı kucağına alıp odasına götürür. arthur ariyayı yatağına yerleştirir ve odadan çıkmaya hazırlanır.
Arthur: iyi geceler prenses. rahat rahat uyu çünkü ben buradayım.
ariya kısık sesiyle konuşur.
ariya: gelecekte o kahraman ile karşılaşır mıyız abi?
arthur ariyadan böyle bir soru beklemez. ve şaşkınlık cevap verir.
Arthur: hmm.. umarım karşılaşmayız.
ariya arthurun cevabını duyduktan sonra yatmaya başlar ve arthur odadan çıkar.
arthur salona geri gider ve gon uzun uzun dışarıya bakarak düşüncelere dalar.
Arthur: nereye daldın öyle?
arthur koltuğuna oturur.
gon: öyle düşünüyordum sadece.
Arthur: neyi?
gon: geleceği, yapabileceklerimi vs.
Arthur: geçmiş bir ışıktır şimdikilere.. gelecek ise sadece çözülmeyi bekleyen bir bilmece.
gon: peki zaman?
Arthur: sadece bir zaman.
gon: bilemiyorum..
Arthur: her şeyin bir akışı ve bir zamanı vardır gon. eğer ki zamansız alırsan zarar verir. geçmiş geçmişte kaldı gökyüzünde bir lamba gibi.. gelecek ise hazırlanmayı bekleyen bir paket gibi. ikisine de ulaşamazsın sadece bekler ve şekillendirirsin. o yüzden geçmiş için de gelecek için de endişe duyma. şimdiki zamana bak çünkü oda geçmiş olacak ve geleceğe yön verecek.
gon: peki… sen nasıl mücadele edebiliyorsun zamanla?
Arthur: zamanı düşman olarak göremezsin. o ucu bucağı görünmeyen bir yoldur. sadece sana “adım at” emri verir ve sende adım atarsın. zaman da durmak da imkansızdır.. zamanın şu aşamasında durmak… oturduğun yerden dahi zaman ilerliyor. o yüzden ben zamana ayak uyduruyorum.. gerisini o hallediyor.
gon:…hmm.
Arthur: şuan bu sözlerimi anlamak için çok gençsin. ancak zamanı geldiğinde anlayacaksın.
gon: umarım.
Arthur: okul nasıl gidiyor peki?
gon: yani gidebildiği kadar gidiyor.
Arthur: bir sorun yoktur umarım?
gon: sorun..hem var hem yok.
Arthur: nasıl yani?
gon: sen hiç bir kadına el kaldırdın mı abi?
arthur gonun bu sözünden sonra şaşırır.
Arthur: hayır.
gon: neden kaldırmadın abi?
Arthur: masumlara, çocuklara, kadınlara el kaldırmak güç göstergesi değildir gon. zayıf ve aciz insanların bazı sıkıntıları sonucu yanlış motivasyon göstererek masum insanlara, yaşlı çocuk kadın dinlemeden şiddet eylemi ile sonuç bulurlar.
gon: okuldan dönerken bir tane adamın eşi diye varsayıyorum. kadına el kaldırdığını gördüm. uzaktan onları izledim abi.. kadının gözlerinde sadece pişmanlık gördüm abi.
Arthur: hmmm.. ne hissettin peki o durum karşısında?
gon: çok öfkelendim abi! gidip müdahale edecektim ancak korktum.. kendi eşine bunu yapan cani bana neler yapmaz ki?
Arthur: adamın eşini dövdüğü yeri hatırlıyor musun peki?
gon: hatırlıyorum abi?
arthur ayağa kalkar.
Arthur: hadi gidelim. birde ben göreyim neyin ne olduğunu.
gon: c-ciddi misin abi?
Arthur: evet ciddiyim. yanlışın karşısında sessiz kalamam.
gon: t-tek mi gideceksin?
Arthur: kim demiş tek gideceğim? sen ben yeteriz. hem sayı olarak ondan üstünüz değil mi?
arthur son sözünde gülümseyerek gonun başını okşar.
gon gülümser ve özgüveni tavan olur.
arthur ve gon evden çıkarlar. gon arthuru adam ile kadını gördüğü yere götürür.
gon: işte abi şu karşıda ki evin önünde oldu.
Arthur: gidelim ve kapıyı çalalım.
arthur ve gon evin önüne gelirler ve arthur kapıyı çalar. gon hemen arthurun biraz arkasındadır.
kapıyı uzun boylu, göbekli, tipsiz, atletle ile dışarı çıkan ve çok pis kokan biri açar.
PİS KOKAN ADAM: sen de kimsin?
Arthur: rahatsızlık verdiğim için kusura bakmayın. eşiniz ile görüşebilir miyim?
PİS KOKAN ADAM: neden?
Arthur: bir konuda yardıma ihtiyacım var. kendileri bana yardım edeceğini söylemişti.
PİS KOKAN ADAM: öyle mi?
Arthur: evet efendim.
pis kokan adam içeriden eşini çağırır. eşi kapya gelir lakin yüzünde morluklar olduğu bellidir.
Arthur: rahatsızlık veriyorum da sizden bir kaç şey isteyecektim.
PİS KOKAN ADAM: hadi iste de git.
Arthur: siz kapıda çok kalmayın isterseniz geçin içeriye abladan rica ettiğim şeyi aldıktan sonra kardeşimle beraber gideceğim.
PİS KOKAN ADAM: gitmiyorum. eşimle ne derdin var senin ikidir özel konuşmalara çekmeye çalışıyorsun?!
Arthur: yanlış anlaşılmalara kapı aralamak istemem. abladan sadece tuzları var mıdır diye soracaktım. bizim evde tuz bitmiş ve şu saatte marketler açık değil. haliyle komşuya müracaat etmem gerekecek. bunda yanlış anlaşılacak bir şey yok.
PİS KOKAN ADAM: bizim tuzumuz yok. derhal terk edin burayı!
pis kokan adam eşinin kolunu sıkıca tutar ve geriye doğru hızla çeker. hemen ardından kapıyı sertçe arthur ve gonun yüzüne kapatır.
arthur gona bakar ve gulumser ve konuşmaya başlar.
Arthur: haklıymışsın gon. her şey dediğin gibiymiş.
gon kafa sallar ve arthur tekrardan kapıyı çalar.
pis kokan adam öfke ile kapıyı açar açmaz arthur pis kokan adama çok sert bir yumruk atar ve pis kokan adam geriye doğru uçup yere kapaklanır.
arthur ve gon içeriye girer ve gördükleri hayret vericidir.
içeriye giren arthur ve gon evin çatlaklarla dolu olduğunu, yerlerde alkol şişelerinden adım atılamayacağını, yerin beton olmasına rağmen ince yer yataklarının olduğunu ve o yatakların üstünde çok ince kıyafetler giymiş çocuklar olduğunu en acısı da çocukların şiddet gördüğünü görürler. arthur ve gon bunları gördükçe daha da sinirlenir.
kadın şaşırır ve çocuklar korkmaya başlar.
Arthur: sakin olun. sizlere hiçbir zarar gelmeyecek emin olabilirsiniz. inanın bu saatten sonra da zarar görmeyeceksiniz. gon kadını al ve çocukları koru. ben bu şereften yoksun kişiyle ilgileneceğim.
gon: tamam abi.
gon denileni yapar ve çocukla kadını evin tek bir köşesine toplayıp korur.
Arthur: böyle bir yaşamı ve böyle bir hayatı asla ama asla çocuklara ve eşine veremezsin. he verdin
arthur yerde yatan adamın atletinden tutar ve havaya kaldırır.
Arthur: o zaman yaşama hakkını elinden alırım senin!
PİS KOKAN ADAM: n-ne diyorsun lan sen?!
Arthur: diyorum ki
arthur adamı döverek konuşur.
Arthur: bir daha çocuklarını, eşini ve bu yaşamı artık göremeyeceksin!
arthurun yumruklarına dayanamayan pis kokan adam bayılır.
arthur eli yüzü kan bürümüş şekilde ayağa kalkar ve o hal ile kadın ve çocuklara bakar.
Arthur: artık size kimse el kaldıramayacak. hanımefendi, bu saatten sonra eşinizle aranızda bir şey kalmadı. zorunluluk ortadan kalktı. çocuklar sizin yanınızda kalacaklar. ihtiyaç ve gerekenleri bizzat ben size temin edeceğim.
KADIN: n-ne diyeceğimi bilemiyorum… eşim olmasına rağmen üzülemiyorum.. tanrının rahmeti sizin üzerinize olsun.
arthur durur ve hafif gülümseme ile kadınla konuşur.
Arthur: benim dışımda tanrıya inanç duyan ilk kişisiniz.. inanın ki tanrının rahmeti herkesin üzerine eşittir. elbette ki onu reddeden rahmetten ve bereketten mahrum kalır. çünkü alenen kendisi rahmeti ve bereketi de reddetmiştir. tanrı inanan kullarına eşittir. elbette gazabında da eşittir. her derece bir gruptur ve grubun üyeleri haddinden fazlacadır. inanın tanrı her şeyin farkındadır. senin gibi benim gibi ve dahası gibi farklı farklı yönlerden sınanıyoruz. kimimiz şerefle, kimimiz umutla, kimimiz günahla, kimimiz duayla, kimimiz parayla, kimimiz makamla, kimimiz yoksullukla, kimimiz tek bir bakışıyla… insan her türlü sınanır. senin yaşamındaki bir sınavın bitti. tanrı bilir daha kaç sınavla yüzleşeceksin lakin sonucu ne olursa olsun inancını kaybetmediğin sürece sen kazanacaksın.
KADIN: tanrı’ya olan inancım şu zamana kadar beni ayakta tuttu. yoksa dayanılacak durum değildi yaşananlar.
Arthur: hmm.. gel bu gün benim misafirim ol.
KADIN: a-ama–
Arthur: itiraz istemem. benimle geliyorsunuz.
KADIN: sağolun ama olmaz.
Arthur: neden?
KADIN: biz başımızın çaresine bakabiliriz.
Arthur: nereye gitmeyi düşünüyorsunuz?
KADIN: biz buluruz.
Arthur: yani kısaca gidecek yeriniz yok öyle değil mi?
KADIN: ….
Arthur: bakın bugün misafirim olun yarın gidersiniz. hem baksana dışarıya! hem soğuk hem gece. sabah olsun o zaman konuşuruz tekrardan.
KADIN: s-sağ olun ne diyeceğimi bilemiyorum.
Arthur: bu benim görevim. hadi burada fazla kalmaya gerek yok. gon sen hanımefendi ile çocukları çiftliğe götür. ben hemen ardınızda olacağım.
gon: tamam abi. hadi abla gidelim.
kadın ve çocuklar evden çıkarken arthurun yanından geçerler ve başta kadın olmak üzere geçen herkes arthura karşı hafif boyunlarını eğerler.
evde sadece arthur ve pis kokan adam kalır.
Arthur: şu kapıyı örtelim de üstümüze… birileri içeri görmesin. yaşanacakları gören biri için 40 yıl gazap dolu geçer…
arthur evde pis kokan adama çok fena şeyler yaparken kadın ve çocuklar gon önderliğinde eve geçmişlerdir. yarım saat sonra da arthur eve gelir. arthur içeriye girer ve salonda kadın ile gonu görür.
Arthur: çocuklar nerede?
KADIN: gon kardeş sağolsun onları yatıracak bir yer gösterdi. bende yatırdım hemen.
arthur kendi koltuğuna oturur.
Arthur: iyi etmiş.
KADIN: sağolun evinizi açtınız, çocuklara sıcak yataklar verdiniz.. teşekkür ederim.
Arthur: ben tanrının bir kuluyum. aynı sizler gibi. her şey kader sayfalarında yazıldığı gibi olur. eğer ki gon bana sizin durumunuzdan bahsetmeseydi ben bugün oraya gelmeyecektim belki. insan bu dünyada üç şeyden kaçabilir.. birincisi kötümser düşüncelerden, ikincisi çok sevmekten, üçüncüsü yaşam şartlarından. ancak insan beş şeyden kaçamaz.. biri zaman, ikincisi kader defterinde bulundurduğun rol, üçüncüsü geçmişinden, dördüncüsü ölümden ve en sonuncusu yaptığın herşeyin sorgusundan. dünyayı dünya yapan insanların göz yaşlarıdır göz yaşını anlamlandıran ise sebeplerdir.
KADIN: yani insan döktüğü göz yaşıyla anlamdırır dünyayı ve sebepler ciheti ile de şekillendirir dünyayı öyle mi?
Arthur: farklı bir bakış açısı.. ancak demek istediğim insanlar dünyaya gönderildikten sonra artık sadece gözyaşı akmalı. çünkü kovuldular. eğer insan başka sebepten gözyaşı dökerse dediğine ucundan dahi olsa değiniyor.
KADIN: hmmm.. anlıyor gibiyim.
Arthur: neyse bunu detaylı detaylı başka birgün konuşuruz. şimdi sizler de gidip yatınız.
kadın ve gon kalkar.
KADIN: tekrardan teşekkür ederim.
Arthur: kapımız mazlumlara daima açıktır.
kadın gülümseyerek odasına çıkar. ardından gon arthura yaklaşır ve sarılır.
arthur şaşkınlıkla gona sorar.
Arthur: gon ne oluyor?
gon: öyle sarılmak geldi içimden.
arthur sonunda gülümser ve oda gona sıkı sıkı sarılır.
biraz zaman sonra.
Arthur: gon…
gon: efendim?
Arthur: daha ne kadar sarılacağız.?
gon hemen sarılmayı keser ve aralarında mesafe olur.
gon: p-pardon ya dalmışım.
Arthur: ne pardonu oğlum bir şey olmaz.
gon gülümser ve arthura soru sorar.
gon: o ablaya ne olacak?
Arthur: bir şey olmayacak. onu yarın sabah kesinleştireceğiz.
gon: gider mi diyorsun?
Arthur: burası mazlumların yeri. gelene neden geldin denmez e tabi gidene de neden gidiyorsun diye sual sorulmaz.
gon: a-a-ama–
Arthur: bugünlük bu kadar yeter. yarın sabah konuşuruz tekrar tamam mı? haydi şimdi uykuya.
gon: tamam..
gon odasına girer ve arthur salonda tek başına kalır.
Arthur: gölge.
gölge arthurun karşısına ışınlanır.
gölge: emredin efendim.
Arthur: ulodana varisi ne durumda şuan?
gölge: efendim, ulodana varisi şuan eğitim salonunda eğitim yapmaktadır.
Arthur: kalabalık mı ortam?
gölge: hayır efendim ulodana varisi tek başına idman yapmakta.
arthur ayağa kalkar.
Arthur: varisi görme vakti. öğreteceklerimiz birikti.
arthur ve gölge ulodana varisinin yanına ışınlanırlar.
arthuru karşısında gören varis hem şaşırır hem sevinir.
Major: usta hoş geldin.
Arthur: hoş buldum evlat. gördüğüm kadarıyla kaytarma yapmıyorsun afferin. sana anlattıklarımın üzerine düşündün mü? araştırma yaptın mı?
Major: yani az çok yaptım ama sizin anlattıklarınızdan çok bilindik düzen içinde ilerliyor.
Arthur: güzel bunu anlaman iyi. çünkü ben sana sıradanlaşmış bir şey değil gizli ve unutulmuş bir eğitim vereceğim.
Major: ne zamandır yoktun usta nerelerdeydin?
Arthur: doğru halletmem gereken işlerim vardır ve ertelenmesi mümkün değildi. ondan dolayı ilk eğitim bu kadar geçe kaldı.
Major: sıkıntı yok usta bende bir iki işi halletmem gerekti saray da iyi oldu yani.
Arthur: güzel. o zaman ilk eğitimini veriyorum.
Major: buyurun usta.
major ve gölge arthurun karşısına geçmiş yere oturmuşlardır. arthur bir iki adım onlardan geri de ve ayakta eğitimi anlatıyordur.
Arthur: temel düzey yedidir;
F
E
D
C
B
A
S
Arthur: bir kişi F’den S’ye yükselirse bu temel düzeyi tamamlamış demektir. bir de çok az kişinin becerebildiği lakin ulaşmanın imkansız sayılmadığı üç aşamalı orta düzey vardır. bunlar ise şöyledir;
+S
++S
+++S
Arthur: bu kişi +S’dan +++S’a kadar geldiyse orta düzeyi tamamlamış demektir. bir de üst düzey vardır. bu düzey dört aşamadan oluşur;
İLAHİ
YÜCE İLAHİ
ÜSTÜN
EVREN
Arthur: şuana kadar üst düzeye ulaşan bulunamamıştır.
Major: usta bir şey sorabilir miyim?
Arthur: sor.
Major: siz hangi düzeyde siniz?
Arthur: benim gücümü hiçbir sınıfa koyamazsın. bu benim çok güçlü olduğumu gösterir mi? tartışılır lakin kesin bir şeyi gösterir ki bu gücün varlığı tartışmasız tanrının bir lütfu. zamanı geldiğinde bu güç devredilecektir.
Major: yani usta elinizde ki güç sizin değil mi?
Arthur: hiçbir güç bizim değildir. unutmayın bu güç elbet birgün gidecektir. Bu dünya da bu benimdir dediğin anda yanlışa düşersin. çünkü her şeyin asıl sahibi insanlar değil tanrıdır.
major arthurun sözlerini dinledikçe şaşırmaya başlar ve dayanamaz bir soru sorar.
Major: efendim bir soru sorabilir miyim?
Arthur: sor.
Major: siz tanrıya inanır mısınız? ve tanrıya inanıyorsanız nasıl tanrının var olduğuna kesin eminsiniz?
Arthur: konumuz dışı bir başka konu…. ilk sorunun cevabı evet, tanrıya inanırım. ikinci sorunun konusu derin. ancak ben çok kısa bir özetle hatta örnekle anlatacağım. tanrıyı reddetmek evrende bulunan herşeyi reddetmek demektir. gözünle dışarıya baksan birden çok şey görürsün. ve dışarıda gördüklerinin hatta sende olmak üzere zamana bağlıdır. sanki her şey daha önceden yazılmış, bir çizgi de ilerliyorlar. aynı bir insanın bomboş sayfaya bir metin yazmaya karar verirken ki giriş-gelişme-sonucu düşünür gibi. her şeyin anahtarı olan başlangıç olayı. bilinen en zeki varlık insanlardır. güç kavramını en zekice kullanan ve karar yetisine sahip varlıktır. ancak insanlardan önce var olan her şey nasıl var olabilir? ilk insan nasıl yaratılabilir? tanrıya inancı olmayanlar derler ki fizik kuralları, evrim süreçleri vs vs. ancak onlarında anlamadıkları konu da şu evrim hangi nokta da başlıyor ve kim başlatıyor? cevap yok. sanıyorlar ki tanrının tek bir görevi var oda insan yaratmadır diğer konularda yetkisi falan yoktur. bu en büyük cahillik göstergesidir. fizik de biyoloji de kimya da diğer tüm dallarda vardır! işte bunu bildiğim için ve geçmişimi dünyaya geliş amacımı da bildiğim için inanıyorum.
Major: peki efendim tanrı neden insanları bu durumdan kurtarmıyor?
Arthur: sen bir hata yapsan ve ben bu hatayı düzeltsem ve uyarsam ne olur?
Major: hata ortadan kalkmış olur.
Arthur: ve sen o hatayı tekrar yaparsın. insanların atasına tanrı birçok defa hatalarını örtbas etti ve gelecek nesiller anlasın diye bu hataları şimdiki zamana kadar getirdi. şuan dahi yapılan hatalar geçmişle aynı hatalar. bundan dolayı tanrı hatalarının karşılığını vermeye başladı. akıllanmayan kullara cezai işlemler uygulanması en doğru karar oldu. şimdiki insanların hataları yanlış kararlar ve yanlış seçimler oldu ve şimdi de hatalarının cezasını çekiyorlar. aynı “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir!” sözünün anlamı gibi.
Major: hmm.. anlıyorum efendim. konumuz dağılmadan devam etsek?
Arthur: bence de. öhm, düzeyleri anladık. bir de bu düzeylerin güç dağılımı var. temel düzey de bulunan biri D seviyeye ulaşması tahmini 1 yılını alabilir.
F seviye > spor yapan normal bir insanın gücüyle eşdeğer güce sahiptir.
E seviye > “ “ “ iki “ “ “ “ “
D seviye > “ “ “ üç “ “ “ “ “
C seviye > iki aslanla başabaş mücadele edebilecek güce sahiptir. (evrim geçiren aslan)
B seviye > olgun beş Ay’ı ile başabaş mücadele edebilecek güce sahiptir. (evrim geçiren ayı)
A seviye > otuz olgun Ay’ı ile mücadele edebilecek güce sahiptir. (evrim geçiren ayı)
S seviye > ikiyüz olgun Ay’ı ile mücadele edebilecek güce sahiptir. (evrim geçiren ayı)
Arthur: bu örnekler senin için temel düzeyinin sınıfsal gücünü çok kolay bir şekilde gösterir. orta düzeyde ise işler biraz zor.
+S seviye > 500+ olgun ayı ile dövüşebilir güce sahiptir.
++S seviye > 1.000+ olgun ayı ile dövüşebilir güce sahiptir.
+++S seviye > 2.000+ olgun ayı ile dövüşebilir güce sahiptir.
Arthur: bu rakamlar çok ciddi rakamlardır. nedeni ise canavarlar da kendi içlerinde sınıflara ayrılır. tabi insanlar kadar detaylı bir sınıfları yok. Canavarların sınıfları ise şöyledir;
F seviye > F seviyeli bir insan ile eşdeğerdir.
E seviye > bir grup F seviyeli insan gücüne eşdeğerdir.
D seviye > iki E seviye canavar gücüne eşdeğerdir.
C seviye > dört D seviye canavar gücüne eşdeğerdir.
B seviye > yermi C seviye canavar gücüne eşdeğerdir.
A seviye > elli B seviye canavar gücüne eşdeğerdir.
S seviye > yüz A seviye canavar gücüne eşdeğerdir.
Major: peki efendim evrim geçirmiş olgun Ay’ı hangi sınıfta?
Arthur: tabiki de C seviye de.
Major: peki aslan?
Arthur: o da D seviyesinde.
Major: biraz karışıkmış…
Arthur: ilk duyunca karışık oluyor lakin üstüne durunca normalleşiyor.
Major: çok çalışacağım efendim.
Arthur: bugünlük bu kadar eğitim yeterli. ne öğrendik peki?
Major: sınıfları, canavarların sınıflarını, canavarların sınıfları da dahil olmak üzere her sınıfın güçlerini öğrendik efendim.
Arthur: güzel. sen bu sınıflara çalış ezber et müsait bir anda tekrar geleceğim ve “büyü ve mana akışını” öğreneceksin.
Major: emredersiniz efendim.
Arthur: saray da herhangi bir sorun yok değil mi?
Major: saray da hain aranıyor efendim.
Arthur: hain mi? neden?!
Major: krallıkta neler yaşandığını duymuşsunuzdur. halk olayı biliyor lakin neyden kaynaklandığını bilmiyor. kralımız ise düşmanların olayı meydana getiren kaynağı nereden bildiğini sorguluyor çünkü çok gizli bir bilgi o… düşmanların öğrenebilmesi için… içeriden biri dışarıya bilgi sızdırıyor… hemde en yakından biri.
Arthur: gecenin karanlığı güneş doğana kadardır! bununda sonu yakındır.




