Mavi Sade Uzay Manzarali Dunya Masaustu Duvar Kagidi 1.png
12.BÖLÜM-EFSANE KRALIN DOĞUŞU-

12.BÖLÜM-EFSANE KRALIN DOĞUŞU-

  • 1 Mart 2026 16:26:47
  • 0
  • 0
  • 0

12.BÖLÜM

EFSANE KRALIN DOĞUŞU

 

sabah olur ve ulodana kralı bakanlar toplantısında varisini açıklar. herkes tepkiler hatta şiddetler yağdırmaya başlar lakin kralın kudreti ile gerilmiş ortam sessizleşir.bakanlar kurulundan sonra ulodana kralı varisini bu seferde halka duyurur. halk olayı isyana kadar getirir. ulodana kralı en sonunda topu majora atar ve akşama kadar başta bakanlar sonra halktan kişilerin hepsini kral sarayının geniş etkinlik odasına davet eder ve majorun varis olup olamayacağını kendi gözleriyle görmesini amaçlar. beklenenden fazla kişi kral sarayına akın eder. 

 

arthur hızla yayılan haberi adamlarından işitir.

 

Arthur: demek bakanlar ve halk isyana kadar gitti he.

 

nah etem: halkın güçlü bir kral istemesi ve asil duruşlu bir liderlerinin arkasında yürümesini istemeleri çok doğal. lakin dönüştürülebilir bir çocuğa yetişkin muamelesi yapılmamalı. çok büyük bir utanç yaşayacakları kesin.

 

Arthur: tabi o duyguları varsa!

 

arthur konuşurken koltuktan kalkar.

 

nah etem: şimdiki plan nedir efendim?

 

Arthur: kral etkinlik salonuna gideceğiz içeceklerimizi alıp oradaki şovu izleyeceğiz.

 

nah etem: emredersiniz efendim.

 

Arthur: gölge, adamlarına haber et güneş battığında en uygun anda ulodana prensini alsınlar ve mekana götürsünler. 

 

gölge: emredersiniz efendim.

 

Arthur: saatler akşama doğru geliyor. biz de o muhteşem şova hazırlanıp gidelim.

 

gölge ve nah etem: emredersiniz.

 

arthur tek parmak şıklatmasıyla üstü başı asil bir takım elbise ile değişir. göze en çok çarpan şey ise takımın siyah rengi oluşu ve aurası ayrıca takımı tamamlayan arthurun yakışıklı ve asilliği. gölge ve nah etem uygun kıyafet giydikten sonra kral etkinlik salonuna geçerler. 

 

arthur etkinlikte birçok tüccarla ve zanaatkarla konuşup ortamı analiz eder. bir süre sonra misafirler toplandıktan sonra ulodana prensesi merdivenlerden asil bir şekilde ve güzelliği ile herkesi hayran bırakarak iner.

 

nah etem: saygıdeğer efendim ağzınızı kapatınız sinek kaçabilir.

 

Arthur: n-ne diyorsun nah etem! 

 

nah etem: prensesin güzelliği diyorum efendim.

 

Arthur: her kadın güzeldir nah etem. 

 

nah etem: öyle tabi. lakin unutmayın efendim papatya bahçesinde tek bir gül olursa kalbin aynası olan gözler güle değer. çünkü kalp kendisi için nadiri sever.

 

Arthur:….. 

 

bir süre sonra prenses arthurun yanına gelir.

 

ulodana prensesi: bir tüccara göre bu şıklık haddinden fazla.

 

Arthur: güzelliğinizin yanında sönük kalır prenses.

 

ulodana prensesi: saygı ifadelerine gerek yok. alice diyebilirsiniz.

 

Arthur: nasıl isterseniz alice. sizde bana tüccar yerine Arthur deyin.

 

Alice: nasıl isterseniz. aldığım duyum üzerine malzeme ofisi ile iletişime geçme misiniz?

 

Arthur: doğru. amacımız can güvenliğimizi sağlamaktı bunu başardık.kaybımız büyük lakin bir aydan kısa sürede telafisini yapabiliriz. kralımıza iletmek istediğimiz yolların güçlenmesiydi. umarım mesajımız uygun bir şekilde alınmıştır.

 

Alice: kralımız son zamanlarda ciddi anlamda yoğun. devamlı değişen şartlar ve canavar istilaları git gide büyüyor. bundan dolayı küçük açıklar meydana gelebiliyor. kralımız görene dek bu konuyla ben ilgileneceğim. 

 

Arthur: doğru söylüyorsunuz prenses alice. kralımız yoğun. lakin oturduğu koltuğun da ciddi bir isteği bir arzusu var. 

 

Alice:….

 

etkinliği düzenleyen kişi bir kaşık ve bir şarap bardağını almış ve merdiven balkonundan aşağıda duran misafirlere bakarak susmalarını ve sesin geldiği yere odaklanmasını bekler. 

 

düzenleyici: saygıdeğer hanımefendiler ve beyefendiler. hepinizi burada görmek bizlere şeref kattı. daha bu sabah sizlere duyurulan haber ile ilgili düzenlemiş olduğumuz bu etkinlikte sizlerin dibine kadar eğlenmenizi en içten duygularımızla istiyoruz.. şimdi konuşmasını dinlemek ve açılışı gerçekleştirmek için.yüceler yücesi olan efsanelere adını altın renklerle yazdıran canavarların korkulu rüyası üstün seviyesine ulaşmış ormanların kralı namına yakışır aslan ünvanını aziz milletinden almış ULODANA KRALINI ve tahtına varis kıldığı evladı küçük prensi huzurunuza davet ediyorum. 

 

hem içtenlikle hemde sorgulayıcı bir şekilde alkışlar yükselir.

ulodana kralı ve solunda küçük prensi misafirlerin önüne çıkar. ulodana kralı soğukkanlılığı ile misafirlerine bakar ve çok keskin bir şekilde arthuru görür. arthurla göz göze gelince arthur hafif gülümsemeye başlar. ulodana kralı artık konuşmaya geçer.

 

ULODANA KRALI: saygıdeğer misafirler hepinize hoşgeldin diyorum. burada bu güzel birlikteliği sağlamamızdaki amacı hepimiz biliyoruz. ben bir kral olarak değil de bir baba olarak oğlumdan şüphe duymuyorum. onun bizlere bir kral olacağını kanıtlayacaktır bunuda en içten duygularımla biliyorum. lakin bir sorumluluğum var sizlere karşı. bir kral olarak bir ulodana olarak sizlere bunu burada kanıtlamak istiyorum. 

 

ulodana kralı konuşurken arthurla major göz göze gelir. major çok stresli ve ciddi anlamda bulunduğu atmosferden korkuyordur. arthur bunun farkına varır ve hemen zihin iletişimi sağlar.

 

Arthur: major, şuan beni sadece sen duyabilirsin bundan dolayı çaktırma ve sadece dediklerimi dinle.

 

major arthurun gözleri içine bakar ve onay verircesine kafa sallar.

 

Arthur: şuan stresli ve çok korkuyorsun bunu farkındayım. lakin dün gece seninle konuştuklarımızı hatırla ve yapman gerekeni yap. 

 

major onay vermez nitelikte sağa sola kafa sallar.

 

Arthur: biliyorum biliyorum bir anda böyle bir durumun içine düştün lakin unutma ben buradayım. ben buradaysam hiç bir şey ters gitmez çünkü ben buna izin vermem anladın mı beni!

 

major onay verircesine kafa sallar.

 

Arthur: şimdi baban sana paslayacak konuyu. o zaman bir adım ileri çık ve kendine güvenerek veya bana güvenerek ses tonunu ayarlayarak istediğin gibi konuşma yap. unutma karşındakilere senden kral olabileceğini kanıtlamak zorundasın. konuşmandan sonra kafanın içindeki sesi dinle. ve ne diyorsa yap. anlaşıldı mı?

 

major artura bakar ve bir süre sonra derin nefes alıp verdikten sonra onay verircesine kafa sallar.

 

Arthur: ben buradayım ve sen yalnız değilsin!

 

major uzunca arthur’a bakar ve gülümser.

 

ULODANA KRALI: şimdi konuşmasını yapmak için konuyu oğluma devrediyorum. 

 

ulodana kralı majora bakar ve kafa sallar ondan sonra bir adım geri atar.

 

major derin bir nefes alıp verdikten sonra bir adım ileri gider ve sert bakışlarıyla kusursuz bir duruşla ve asil ses tonuyla konuşmaya başlar.

 

MAJOR: saygıdeğer misafirler hepiniz hoşgeldiniz. yüce kralımızın konuşmasının üzerine bir konuşma yapılmaz. lakin burada toplanma amacımızın benim için olduğunu hepimiz biliyoruz. bundan dolayı odak noktası ben olduğumdan siz değerli misafirlerime birşeyler söylemek istiyorum. şu zamana kadar saray’da ve toplum da hor görülüp, sağa sola değersiz bir şeymiş gibi itilip kakılıp, toplumca ağza alınmayacak sözler söylenip ve bunlara gögüs gerişlerim hepsi halkım içindi devletim içindi. şimdi o toplum ve devlet yetkilileri karşımda pürdikkat beni dinliyorlar. eskiden söylenen kişiyi yani bir p*çi! ben ulodana krallığının varisi olarak geçmişe sünger çektim. bu saatten sonra geçmişe takılı kalıp bana karşı bir olumsuz davranışta veya olumsuz bir sözde bulunursa bir kişi… acımam! unutmayınız ki eski major öldü yeni bir major doğdu. babamında vurguladığı kanıt niteliğini taşıyan gücümü burada hepinize göstereceğim. 

 

major sözünü bitirdikten sonra zihninde bir ses belirir. bu ses arthurun sesine çok benzer lakin majorun bunu düşünecek vakti yoktur.

 

“Elini yavaşça havaya kaldır.”

 

major denileni yapar ve asilce sağ elini havaya kaldırır.

 

major elini yavaşça havaya kaldırdıkça saray çok ciddi manada deprem etkisi görür. misafirler ne olduğunu bilmeden korkmaya başlarlar. ulodana kralı majordan böyle dehşetli bir güç beklemediğinden şaşırmaya başlar ve arthur da böyle bir beklentisi olduğundan gurur duymaya başlar.

 

“Elini şıklat.”

 

major havada duran sağ elini şıklatır ve çok güçlü bir ses dalgası ortaya çıkar. etkinlik salonunda ne kadar cam varsa patlar ve salonu aydınlatan lambalar söner. herkes bu karanlığa anlam veremeden kulaklarında ağrı hisseder ve bu ağrı gitgide şiddetlenir.

 

“Elini yumruk haline getir ve baş parmağını dışa doğru aç. baş parmağıyla salon merkezlerini hedef al ve ‘ULU ATEŞ’ emrini söyle.” 

 

MAJOR: ULU ATEŞ.

 

major denileni harfiyen uyar ve emri verir. salon merkezlerinde sıcak ve şiddetli aydınlatmaya sahip yuvarlak şeklinde ateşler çıkmaya başlar.

 

salonun içi aydınlanır ve düşük seviyede ki misafirler fark ederler ki parmak şıklatması ndan dolayı kulakları patlamıştır ve bundan dolayı kulakları kanamaktadır.

 

misafirler çığlık atmaya başlar ve hazırda bekleyen doktorlar derhal müdahalede bulunurlar. lakin hiç biri iyileşemez. 

 

arthur gülümsemeye başlar ve ulodana kralı bunu fark eder. 

 

“son emir. kapalı parmaklarını dışa doğru aç ve ‘MUTLAK İYLEŞİM’ emrini ver.” 

 

MAJOR: MUTLAK İYİLEŞİM.

 

major denileni yapar ve emir verdikten sonra salon içinde yeşil bir aura ortaya çıkar ve salonu kaplar. major verdiği emir doğrultusunda zarar gören tüm misafirlerini kusursuzca iyileştirir. herkes iyileştikten sonra aura ortadan kaybolur ve major elini aşağıya indirir. 

 

tüm salon majorun bu performansına hayran kalır ve küçük dillerini yutarlar. 

 

MAJOR: sevgili misafirlerim amacım sizlere zarar vermek değildi. lakin gücümü sizin seviyenize uygun ayarladığımı düşünmüştüm ancak ayarlayamamışım kusura bakmayın. herkes güce şahit olduğuna göre geceyi doya doya gönül ferahlığıyla geçirin. hepinize iyi eğlenceler!

 

major sırtını döner ve karşısında babasını görür.

 

ULODANA KRALI: aferin oğlum. beklentimi verdin.

 

major yere bakar ve babasının gözleri içine bakarak cevap verir.

 

MAJOR: senin beklentini vermiş olsaydım baba.. şuan burada abim konuşuyor olurdu ve ben ise mezarda olurdum. 

 

ULODANA KRALI: ….

 

major merdivenlerden asilce iner ve direkt arthurun yanına gelir.

 

Alice: major sende ne cevherler varmış.

 

MAJOR: hocam sağolsun

 

Alice: hocan?

 

arthur hafifçe kaşını havaya doğru kaldırır ve bir an önce pisliğini temizlemesi gerektiğini işaret eder.

 

MAJOR: yani bahsettiğim aklım abla. insanın en büyük hocası kitaplardır. kitaplarım ise burada.

 

major parmağı ile kafasına dokunur.

Alice:öyle olsun bakalım. bu yamyam sürüsünden kendini kurtarabildin.  

 

MAJOR: öyle oldu.

 

Arthur: konuşmanızı dinledim saygıdeğer prens. 

 

arthur sonda ‘prens’ kısmını yavaş ve bastırarak söyler.

 

Arthur: gösteriniz ve konuşmanız harikaydı. saygıdeğer kralımız gerçekten de doğru kararı vermiş.

 

MAJOR: sözlerinizle yüceltiyorsunuz beni sağolun. ben bana yakışanı yaptım.

 

Alice: misafirlerimizin kulaklarındaki problemde mi sana yakışıyordu sevgili küçük kardeşim?

 

MAJOR: çekmeleri gereken cezaları vardı çektiler. ayrıca bu saatten sonra da akıllanırlar ve eskisi gibi bir harekette bulunmazlar.

 

Alice: geçmişin cezasını şimdi veremezsin kardeşim. çünkü gecikmiş adalet zulümdür.

 

MAJOR: diğer sefer adaleti geciktirmem abla.

 

gölge arthurun kulağına eğilir ve gölge adamlarının prensi yakaladıklarını ve merkeze götürdüklerini iletir.

 

Arthur: saygıdeğer prensim ve saygıdeğer prensesim bize müsaade. umarım yarın tekrar görüşebiliriz.

 

MAJOR: umarım.

 

Alice: müsaade sizin.

 

arthur ve adamları salondan çıkarlar ve kalacakları yere giderler. oradan da direkt merkeze ışınlanırlar.

 

arthur ve adamları merkeze girerler ve üstatlar hazır halde beklerler. gölge ve nah etem, arthur basamaklara doğru gelip tahtına oturmaya hazır hale gelirken yerlerine geçerler. 

 

arthur tahtına oturur ve konuşmaya başlar.

 

Arthur: onu huzuruma getirin

 

gölge eliyle zemine dokunur siyah çamurumsu parlak bir renk ile prens ortaya çıkar. gölge ağızı yüzü eli kolu bağlı prensi arthurun karşısına koyar.

Arthur: elini kolunu yüzünü çöz. 

 

gölge denileni yapar.

 

PRENS: kimsiniz lan siz?! ne yaptığınızı sanıyorsunuz HE.! sizi paramparça edeceğim sizi yok edeceğim duydunuz mu lan beni şer*sizler!

 

arthur max a bakar ve ulodana kralına canlı yayın açmasını emreder. max açar ve ulodana kralı salondan izlemeye başlar.

 

Arthur: benim kim olduğumu sen bilemezsin. lakin şunu unutma biz istiyoruz diye yaşıyorsun.

 

PRENS: buna inanacağımı mı düşünüyorsun gerçekten? ne büyük bir ahmaklık!

 

Arthur: seni huzurumda tek bir amaç için tutuyorum. sen, ulodana prensi. devletinin arkasından iş çevirip, kralının infazı için hazırlıklar yaptığın, aile içi üyeleri öldürme girişiminde bulunduğun doğru mudur?

 

PRENS: sanane lan!?

 

gölge prensin kafasını kopartır.

 

arthur tek parmak şıklatmasıyla prensi diriltir.

 

Arthur: ben ikinci uyarıyı yapmam. cevap ver yoksa ölümden beter olacaksın!

 

PRENS: bu bilgileri öğrensenizde ne yapacaksınız ki?

 

Arthur: dünyayı kaosa sürüklemeye izin vermeyeceğim yetmez mi?

 

PRENS: dünyayı kaosa ben mi sokacağım zannediyorsunuz siz? eğer öyle sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz çok!

 

prens sonda dehşetli güler.

 

Arthur: açık ve öz konuş! neyden bahsediyorsun?

 

PRENS: size gerçek gücü nasıl kazandığımızı anlatayım mı?

 

Arthur: anlat.

 

PRENS: 2020 yılı.. dünyanın her yerinden bir sebep için özel bilim adamları getirilmişti. nereye biliyor musunuz? 

 

Arthur: nereye?

 

PRENS: ulodana ya tabiki de! bilim adamları ulodana da çok ciddi bir araştırma alanı kurdular ve o sebep ise eski atalarımızın kadim gücüydü. bilim adamları yoğun çalışmalarıyla birlikte iki güç bulmuşlardı.

 

Arthur: iki güç mü?

 

PRENS: evet! bu güçlerden biri bilim adamların insanoğlunu evrimleştirmek için kullandıkları güçtü.. diğer güç ise insanları tek bir kişinin emrine veren bir güçtü. o zamanın bilim adamları insanlığın ilkesine ve en başta bulundurdukları insani özgürlük kuralına aykırı olduğundan ve asıl yoğun sebep olan çok kısıtlı zamandan dolayı sadece bir gücü alabilmişlerdi. bilim adamları elde ettikleri gücün üzerinde yıllarca deney yapmışlardı lakin gücün sırrı çözülememiş sadece insana nufus ettirme yolları keşfedilmişti. 

 

Arthur: buraya kadar doğru ilerliyorsun prens.. lakin merak uyandıran olay bunun sonunu nereye bağlayacağın?!

 

PRENS: yani salak saçma tahtta oturan salak saçma kişi… dünyayı yönetmek isteyen el o gücün peşinde!

 

Arthur: öyle mi? kimmiş bu el?

 

PRENS: onlar bilinmez. karanlıkta yaşarlar.. o kadar korkutuculardır ki sen dahi sönük kalırsın.

 

Arthur: korku insana özgü bir duygudur. karşımdaki ne olursa olsun, kendisini nasıl gösterirse göstersin insansa her şey çok kolaydır!

 

PRENS: anlamıyorsunuz! insanlık için tehdit canavarlar değil… canavarları yönetenlerdir.

 

Arthur: sende mi onlardansın?

 

PRENS: hayır… ben onlardan olamam. olsam olsam onlar için maşadan başka bir şey olmam.

 

Arthur: bunu bile bile onlara mı çalıştın?

 

PRENS: krallık yıkılacağına bazı kişiler ölse sıkıntı olmaz değil mi?

 

Arthur: bu bazı kişiler.. baban ve kardeşlerin midir?

 

PRENS: üsttekiler babamın adalet anlayışına yakın bakmıyorlar. ulodana onlar için önemli bir yer ve orayı kontrol etmek istiyorlar. lakin babam görünmeyen emirlere boyun eğmemiştir.. babamla gurur duyduğum noktada budur. 

 

Arthur: neden öldürmek istiyorsun peki?

 

PRENS: mecburum! bunu yapmaya mecburdum! eğer ki devreye girmeseydin sadece o ölmüş olacaktı. ardından ben tahta geçip tüm günahları ve sorumlulukları sırtlanacaktım. çünkü üsttekiler yönetebilecekleri birini istiyorlar… .bunun cezasını bir ömür çekebilirdim..

 

Arthur: küçük kardeşin hakkında ne düşünüyorsun?

 

PRENS: duydum.. babam tüm dünyaya varisini ilan etmiş. ve kardeşimi seçmiş. lakin o daha çok küçük! çok büyük sorunlara gögüs germek zorunda kalacaktır…  bu sorumluluğun altında ezilir…

Arthur: şimdiye dek kime yardım eli uzattıysak sıkıntıya düşmemiştir. ulodana krallığının üstündeki kara bulutlar çok şiddetli sorunlar çıkaracak. lakin biz inanıyoruz ve biliyoruz.. ulodana krallığının varisi prens major her sorunun üstesinden gelecektir.

 

PRENS:…. ona iyi bakın olur mu? koruyun her daim…

 

Arthur:….. senden gerekli açıklamaları ve soruların cevaplarını aldık. şimdi burada olma sebebine gelelim.

 

PRENS: beni öldürecek misiniz?

 

Arthur: her yapılanın bir karşılığı vardır! sen büyük suçlar işledin ve cezanda büyük olacak.

 

PRENS: her türlü cezaya razıyım. öldürün ki acım son bulsun.

 

Arthur:….

 

arthur ayağa kalkar ve prensin dibine ışınlanır.

 

Arthur: iyilik için yapılan kötülük, kötülük müdür?

 

PRENS:….iyiliği dokunana iyidir.. kötülüğü dokunana ise kötüdür.

 

Arthur: açıkla?

 

PRENS: iyilik için yapılan kötülük… her eylem hedef noktasına doğru ilerler lakin çevresinin tozu dumanıyla. yani tek noktaya doğru gitse de bir çok kişiye değinir. bundan dolayı her adımın iyilik için olsa da birinde kötülük kalabilir.. iyilik bu noktada tek kişiye nufus eder. diğerleri kötülüğün karanlığından nasiplenebilir. 

 

Arthur:… farklı bakış açılarını severim. 

 

PRENS:…..

 

arthur uzun uzun prense bakar. en sonunda sırtını döner ve tahtına geri geçip cezayı verir.

Arthur: koyduğum yasalar ve kararnameler sonucu cezan genel bir ceza olması gerekirdi. lakin erken müdahale ve kendini savunman cezanı kişisel cezaya çekti. tabi bu alacağın cezayı hafifletmez. aileye ihanetin sonucu ölümdür. sen, ulodana prensi. aileye ihanetle yargılanıyorsun. seninde itirafın ve kesin deliller sonucunda yaptığın ihanet dosdoğru gerçektir. cezan benim usullerime ve  adaletimin simgesi olan keskin kılıcım tarafından verilecek.

 

ulodana kralı, üstatlar ve prens olmak üzere herkes arthurun kararını korku ve gerginlikle bekler.

 

Arthur: aileye ihanetten yargılanan ulodana prensinin cezası “sağ kolunun kesilip aileden kovulmasıdır..” 

 

herkes beklentisinden az bir ceza aldığından ferahlar.

Arthur: tekrari yargılanma sonucu kesin karar idamdır. 

 

arthur gölgeye işaret verir ve gölge prensin sağ kolunu omzundan keser.

 

prens acıdan acı dolu inlemeleri ile birlikte kendisini sıkmaya başlar.

 

Arthur: böyle hafif atlattığına şükret. eğer ki önemli detaylar içeren bir açıklama yapmasaydın ve kendini ailen için feda etmeseydin kesin cezan ölümdü. şimdi yeni hayatında başarılar diliyorum. çıkabilirsin.

 

arthur prensi dünyanın herhangi bir kısmına gönderir ve orada yaşama şansı verir.

 

arthur max ın açtığı canlı yayına döner ve ulodana kralına konuşur.

 

Arthur: böyle kolay atlattığına şükretmelisin ulodana kralı. onun cezasını ölüme çarptırmadım lakin ölme olasılığı biraz fazla olan yere gönderdim. yaptıklarının cezasının yarısını koluyla çekti diğer yarısını da hayatta kalma mücadelesi vererek çekecek. ivedilikle ulodana prensini aileden kovduğunu duyur. gerçek prensine sahip çık. 

 

max arthur’un işareti ile yayına son verir. ulodana kralı etkinlik salonunda bir çok duyguyu yaşar ve en sonunda yüzü hafif gülümser.

 

MAX: efendim şimdi ne yapacağız?

 

Arthur: birini bitirince daha beteri ortaya çıkıyor.. 

 

nah etem: efendim derhal prensin söylediği kişileri bulmalıyız!

 

gölge: tüm gölge ekibi dünyayı karış karış araştırıyor. bu detayla ilgili önemli bir şey görür veya duyarsalar hızla harekete geçeriz.

 

Alfa: efendim emir verirseniz öncü ekibini görevlendirmek isterim.

 

Arthur: onlar umrumda bile değil… düşündüğüm onların ulaşmak istediği güç… eğer ki o güce erişirseler.. insanlığın sonu gelir!

 

nah etem: ne yapacağız peki efendim?

 

Arthur: bilgi havuzu kurulsun. bilgi merkezimiz ile iletişime geçilsin bilgiler orada toplansın ve muhafaza edilsin. ne kadar bilgi biriktirebilirsek…o kadar yarar sağlarız. ne olacağı belli olmaz bundan dolayı tüm birlikleri hazırda tutun anlaşıldı mı?!

 

ÜSTATLAR: anlaşıldı efendim!

 

Arthur: dağılabilirsiniz.

 

herkes kendi görev yerlerine ışınlanır ve arthurun yanında nah etem ile gölge kalır.

 

nah etem: efendim etkinliğe geçiş yapacak mıyız?

 

Arthur: çokta göz önünde bulunmak iyi değil.. yarın veda için krallığa geçiş yaparız.

 

nah etem: emredersiniz efendim.

 

Arthur: gölge adamlarından birilerini ayarla ve prensin peşine tak. eğer çok sıkıntı bir duruma düşerse yardım edebilirler ancak kendilerini göstermeme şartıyla anlaşıldı mı?

 

gölge: emredersiniz efendim.

 

Arthur: sizlerde işinizin başına.

 

kafa selamı vererek arthurun huzurundan ayrılırlar. arthur gene tek kalır. tek parmak şıklatmasıyla koca taht odası değişir ve çalışma odasına dönüşür.

 

arthur gecenin bir yarısına kadar dünya ile ilgili çalışır. en sonunda merkezden çıkar ve biraz hava almak için yeşilliklerde dolaşır.

 

arthur sessiz ve ferahlık veren o muhteşem an da gökyüzüne bakar ve görür ki karanlığı delen bir AY var. olduğu yerde ona kitlenir ve kendi kendine konuşmaya başlar.

 

Arthur: herkes bu devirde gündüz gibi en parlak yıldız olmaya çalışıyor. halbuki maarifet aydınlıkta en parlağı olmak değil karanlıkları delen geçen bir ışık olabilmek. işte buna da hiç birinin ışığı yetmiyor. 

 

nah etem usulca arthurun arkasından yanına yaklaşır.

 

nah etem: sizde mi hava almaya çıktınız?

 

arthur arkasına bakar ve nah etemi görünce gülümseyerek söyler.

 

Arthur: hiç bir insan aldığı havanın değerini bilmez. halbuki insanı yaşatan tek güçtür.

 

nah etem: öyle tabi. bu koca diyar da değer kaybedilince anlaşılır. 

 

arthur gülümseyerek cevap verir.

 

Arthur: ölümden sonra kim düşünür hava almayı vermeyi… tam tersi görenlere ibretlik olmalı.

 

nah etem: zamanı geldiğinde söylersin onlara. 

 

Arthur: zamanı geldiğinde çok şey söyleyeceğim şimdilik sen dinlersin beni.

 

nah etem: sonsuza dek.

 

arthur ve nah etem gülümseyerek sarılırlar birbirlerine ve görürler ki güneş doğmaya başlamıştır.

 

Arthur: gece yarası diye çıktım güneşe yakalandım.

 

nah etem: zamana bağlı kalmayanlar için saatin bir önemi kalmıyor. bir kezde yanılalım.

 

arthur nah etemin omuzlarından tutar ve ciddi bir şekilde konuşur.

 

Arthur: herkes yanılabilir lakin biz yanılamayız.. herkes yanlış yapabilir lakin biz doğru yapmak zorundayız. çünkü biz herkes değiliz. bizim burada bir amacımız var… bir görevimiz var!

 

nah etem: doğru diyorsunuz. kusura bakmayın.

 

arthur uzunca nah eteme bakar ve sonunda omzuna vurarak konuşur.

 

Arthur: affettim. hadi biz krallığa geçelim. 

 

arthur gölgeyi çağırır ve sabahın erken saatlerinde handaki yerlerine ışınlanırlar. arthur, nah etem ve gölge yavaş yavaş krallığa geçerler. krallığa geçip kralın odasına doğru götüren hizmetli ile birlikte koridordan geçerken majoru görürler. 

 

Major: tüccar?! 

 

arthur güler yüzle majoru karşılar.

 

Arthur: genç efendi.

 

Major: dün gece sizi kısa süreliğine gördüm. bu habersiz gidişin hikmeti nedir?

 

Arthur: haklısınız genç efendi. acil işim çıktığından önemli gecenizden erken çıkmam gerekti. lakin artık daha da fazla görüşeceğiz. 

 

Major: umarım dediğiniz gibi olur. hem sizi buraya ne rüzgar attı?

 

Arthur: ulodana kralı ile görüşecektik. artık gitme vaktimiz geldi. bundan dolayı teşekkürlerimizi sunacağız.

 

Major: hemen? bu kadar kısa sürede gidiyor musunuz? hani daha da fazla buluşacaktık?

 

arthur gülümseyerek konuşmasına devam eder.

 

Arthur: üzülmeyin genç efendi. ben gitsemde daima 

 

arthur eliyle majorun kalbine dokunur ve konuşmasına devam eder.

 

Arthur: burada olacağım. tabi sadece orada değil arkanızda da!

 

Major: peki eğitimler?

 

Arthur: eğitimler durmayacak devam.

 

Major: anlayamıyorum tüccar?! nasıl olacak?

 

arthur majorun kulağına eğilir ve kısık sesle bir şeyler fısıldamaya başlar.

 

Arthur: ben ışınlana biliyorum genç efendi. bu bilgiyi sadece siz biliyorsunuz!

 

arthur doğrulmaya başlayınca major şoka girmiş şekilde arthurun yüzüne bakar. çünkü ışınlanma diye bir şey sadece efsanelerde vardır. 

 

Arthur: genç efendi şimdi müsadeniz olursa ulodana kralının yanına geçelim. dediklerimi unutmayın ve size çok yüce bir saltanat diliyorum.. kendinize iyi bakın.

 

arthur ve adamları kralın yanına doğru yola çıkarlar. major arthurun arkasından bakar ve bir yerden sonra oda kendi yoluna gider. 

 

arthur ve adamları kralın odasının kapısının önünde dururlar. arthur adamlarına döner ve kısa emrini verir.

 

Arthur: siz burada bekleyin.

 

gölge ve nah etem kafa onayı verirler ve geri çekilip arthuru beklerler.

 

askerler kapıyı açar ve arthur içeriye girer.

 

arthur girdiği gibi arkasından kapı kapanır.

 

Arthur: odada ikimiz tekiz öyle mi?

 

ulodana kralı arthura bakarak konuşur.

 

ULODANA KRALI: buyur otur.

 

arthur tarif edilen yere oturur.

 

Arthur: nasıl hissediyorsun?

 

ulodana kralı oturarak konuşmaya başlar.

 

ULODANA KRALI: hem mutlu hem üzgün. üstümüzde kara bulutlar varmış da haberimiz yokmuş….

 

Arthur: ulodana, birçok kişi ve devlet tarafından elmas durumunda. dünyanın gözü ulodana da desek dahi az olur. çünkü her son başlangıçta biter. unutulmaması gereken bir şey daha var.. oda her başlangıç bir sonun hikayesidir. onlar burada sonlarını arıyor. lakin biz başlangıcı arıyoruz. 

 

ULODANA KRALI: dediğinizden bişey anlamadım? 

 

Arthur: zamanla anlayacaksın. lakin bilmen gereken şey şu.. bu saatten sonra kazı araştırmalarına ve taramalarına son vereceksin. bunun üstünde çalışan kim varsa çalışmalarını ve ne kadar yol katmışlar ise yüksek derece de güvence içine alacaksın ve koruyacaksın. 

 

ULODANA KRALI: oğlumun bahsettikleri yüzünden mi?

 

Arthur: evet. kimlikleri belli olmadıkları için şuan çok tehlike arz ediyorlar. ben onları bulana kadar onların hedeflerine ulaşmalarına izin vermeyeceğiz. eğer ki hedeflerine ulaşırlarsa… bu insanlık için asıl son olur…

 

ULODANA KRALI: elimden geleni yapacağım…

Arthur: merak etme.. adamlarımı ulodananın dört bir yerine konuşlandırdım.eğer ki yetersiz gelirseniz biz devreye gireceğiz.

 

ULODANA KRALI: bu kadar güç ile nasıl onların ulaşmak istedikleri gücü siz elde edemiyorsunuz?

 

Arthur: güç ve kudret her insanda vardır. sadece emir ve izin gerekir. vakti geldiğinde o gücü muhafaza edebilmek için alacağım. lakin şimdilik olduğu yere ulaşılmaması için çalışacağız.

 

ULODANA KRALI: o iş bizde.

 

arthur ayağa kalkar ve konuşmasını bitirir.

 

Arthur: şimdilik ulodana da işlerim bitti. genç efendiye eğitim vermek için ara ara gelip gideceğim. yakın bir tarihte de ikinci devletlerarası toplantıyı gerçekleştirmeyi planlıyorum. bu süreç içerisinde herhangi bir bilgi edinirsen sana vereceğim adrese ilet. 

 

ULODANA KRALI: emredersiniz.

 

arthur odadan havalı bir çıkış gerçekleştirir. gölge ve nah etem ile buluştuktan sonra krallıktan çıkış için hazırlanırlar. 

 

arthur ve adamları hazırlıklıklarını tamamlarlar ve krallığının çıkışına doğru yola çıkarlar ve bir süre sonra krallığının çıkışına varırlar. görürler ki prenses alice de orada arthur ve adamlarını bekliyordur. 

 

Arthur: prenses alice.. sizi burada göreceğimi sanmıyordum.

 

Alice: değerli tüccarlarımızı ağırladığımz gibi yolcu etmesini de bilirz. 

 

Arthur: zahmet ettiniz. biz yolu biliyoruz nasıl olsa.

 

Alice: olsun. zahmet verende benim lakin zahmetin boşa gitmediğini de biliyorum. umarım bir kez daha karşılaşırız demek için burada sizi bekledim. 

 

Arthur: umarım bir gün karşılaşırız. 

 

Alice:…. öyle ise bir sonraki görüşmemize dek kendinize iyi bakın. 

 

Arthur: sizde aynı şekilde. kendinize ve kendinizden de öte küçük kardeşinize…

 

Alice: kardeşim?

 

Arthur: kardeşiniz şuan savunmasız durumda. güçlenene dek onu koruyun. 

 

Alice: bir abla olarak yapmam gereken ne varsa gözümü kırpmadan yaparım elbet ancak bu ehemmiyet verici olayı sadece ben ve babam dillendire biliriz.. siz hangi cüretle bu konu hakkında söz sahibi olabiliyorsunuz?!

 

Arthur: affınıza sığınıyorum prenses alice.. karşımda bir prenses olduğunu anlık unutmuşum… haddimi fazlasıyla aştım.. daha da aşmadan biz yolumuza gidelim.

 

Alice: misafir olduğunuzdan bir şey demeyeceğim… gidebilirsiniz. diğer sefer hesaplaşırız tüccar arthur.

 

arthur ve adamları yollarına devam ederken arthur arkasında kalan prenses alice ye bakarak son sözlerini söyler.

 

Arthur: diğer sefer için kendinizi hazırlayın… bir sonraki gelişim sıkıntılı olabilir.

 

arthur yoluna döner ve gülümseyerek alicenin sözlerini dinler.

 

Alice: göreceğiz tüccar arthur!

 

arthur sonunda gülümseyerek ve arkasını dönmeden elini kaldırıp söyler son sözlerini.

 

Arthur: görüşmek üzere prenses alice!

 

arthur ve adamları krallıktan uzaklaştıkları an merkeze ışınlanırlar.

 

nah etem: efendim emin misiniz prenses alice ye karşı birşey hissetmediğinize?

 

Arthur: tabiki de nah etem! ben insan değilim… o duyguları taşıyamam…

 

nah etem: yanılıyorsunuz efendim… duygular hiç bir zaman yok olmaz… sadece kör hale gelir. siz insanlıktan çok uzaksınız evet… lakin duygu ve his bakımından insanlığa en çok siz yakınsınız. bundan dolayı kendinizi bu derece şartlamayın.

 

Arthur: nah etem… şuan böyle boş işlerle uğraşamayız… önceliğimiz dünyanın düzelmesi ve refaha kavuşması. 

 

nah etem: ben sizi düşünüyordum efendim.

 

Arthur: şimdilik beni düşünmene gerek yok. işlerinle ilgilen. 

 

nah etem: emredersiniz efendim.

 

arthur ve adamları merkeze girerler ve işleriyle ilgilenmeye devam ederler.

Sonraki Bölüm

Sonraki bölüm yok

    Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız