11.BÖLÜM
ULODANA KRALLIĞI
rulov köyü, rulov akademisi öğrencilerinin gayretli duruşu, akademi profesörleri ve eğitimcilerinin asil mücadelesi ve rulov akademisinin kudretli müdürü Alitta nın öncülüğünde işgalci ve saldırgan canavarlar istilasından kurtulmuştur. imparatorluk devlet malzemeleri ofisi tarafından gönderilen şehirleşme malzemeleri ve ustaları tarafından köy de zarar gören evler ve mağdur halkın ihtiyaçları karşılanmıştır. dört devletin toplanma kararları sonuç bulmuş ve tarihler duyurulmuştur. detaylı açıklama için diğer sayfayı açınız.
nah etemin gelişi ile arthur haberlere son vermiştir.
nah etem: efendim.
Arthur: evet nah etem.
nah etem: ulodana krallığı tarafında hazırlığımız tamamlandı. yola çıkmak için emirlerinizi bekliyoruz.
Arthur: güzel. gon ve ariya için köyde uygun yer yapıldı mı?
nah etem: evet efendim.
Arthur: güzel. hızlıca merkezden köye geçmeleri iyi olacaktır. merkez çok kritik bir nokta taşıyor. burası dünyadan olmayan bir yer. o yüzden insan algılarını dehşete sokabilir.
nah etem: çocukların köye geçmeleri için düzenlemeleri hal ediyorum efendim.
arthur onaylarcasına kafa sallar.
arthur elindeki fincanını bırakır ve ayağa kalkarken sistem tarafından mesaj gelir.
Sistem: başmelek angelaya iletmiş olduğunuz görüşme teklifi okundu ve onaylandı. sistem efendisi uygunsa görüşme gerçekleşebilir. onaylıyor musunuz?
Arthur: nah etem ilk önce başka bir görüşme yapmalıyım. siz yola çıkmak için hazırda bekleyin.
nah etem: emredersiniz efendim.
arthur mesajı onaylar ve huzurlu sakin yeşilliklerle dolu ruzgarın selamlarıyla karşılanan cennetten bir yerdeymiş gibi tasvir edilen yere ışınlanır.
Arthur: angela?
Angela: gel arthur yanımdaki sandalyeye geç. bu manzaranın tadını içeceklerimizle beraber çıkaralım.
arthur denileni yapar ve angela nın yanındaki boş sandalyeye geçer.
bir müddet muazzam manzarayı izledikten sonra arthur konuşmaya başlar.
Arthur: burası neresi?
Angela: burası dünya…
Arthur: nasıl yani? dünya da böyle bir yer var mıydı?
Angela: artık yok.
angela kolunu manzaraya doğru kaldırır ve sağa doğru çekince cehennem vari bir ortam ortaya çıkar.
arthur bu manzara karşısında dehşete düşer ve bu korkutuculuğun önünde terler dökmeye başlar.
Arthur: buda nedir?!
Angela: burası ilk gördüğümüz manzaranın son hali.
Arthur: nasıl yani? hiçbir şey anlamamaya başladım.
Angela: eskiden dünya cennetten damlamış bir su idi. bu su o zamanlar o kadar kusursuz ve muhteşemdi ki.. başta ben olmak üzere nice görevli melek insanoğluna gıpta ederdik. zaman ilerledikçe insanoğlunun değişimine şahit olmuştuk. gıpta ettiğimiz varlıklar artık korkunç varlıklar olmaya başlamışlardı. doğa ve tabiat kanunları ilahi emirlerdir. ancak insanoğlu kudretsiz eliyle bozuk kalemiyle kendi kanunu yazmaya çalıştı. içlerinden bunu durdurmaya çalışanlarda oldu.. çünkü insan ve doğa bir oldukça refah ve huzur var olacaktı.kendi kanunlarını yazanlar muhteşem eserleri bozarak sade ve sönük binalar, bitmek bilmeyen davalarının sonucu olarak yangınlar, çıkarları uğruna kendi sistemlerini yıkarken gene doğaya zarar vermeleri.. herşeyden öte bunların arasında masumlarının ölmesi. tüm cihana şunu göstermişti.. “çok sevilen şımarır, çok masum şeytanlaşır.” insanlar kendi evlerini yok etme aşamasına soktular. vaat edilen son daha gelmemesine rağmen onlar kendi sonlarını getirdiler. kim bilir belki vaat edilen son onlar için budur. bu sonun anahtarı sensin arthur. senden
angela eliyle gene aynı hareketi yapar ve ortaya ilk anki muazzam manzara ortaya çıkar.
Angela: bu değişimi yapmanı umut ediyorum. bizim müdahale etmemiz yasak lakin sen evrenin göz bebeğini eski haline getirebilirsin!
Arthur: elimden gelenin en iyisini yapıyorum çünkü evimi seviyorum. şuan insanoğlu kendi evinde 4/1 kısmında kalıyor olsada. ben buna pekte razı değilim. elimdeki güç ve orduyla canavarların hepsini siler süpürürüm lakin bu insanoğluna zarar verir. çünkü şu anki sistemleri düzenleri canavarlara göre dizayn edilmiş.. canavarlar benim için tehlike arz etmiyor. beni korkutan ikileme sokan dış tehlikeler!
Angela: evet dış tehlike daima var oldu. eskiden insanlar uzaylılar hakkında endişe ediyorlardı. bazı kesim hala der “bu ellerinizde ki güç uzaylıların ve sizi denemek için özel adamları tarafından nüfus ettiriliyor!” doğru mu hem doğru hem yanlış. doğru kısmı şu bu gücü insanlara nüfus ettiren kesim var evet bu o kesimin uzaylıların adamı olduğunu göstermez ki öyle bir şey de yok! aslında bilmedikleri iki nokta var ellerindeki güç yok olmuş insan kavminin izleri bir de görünmeyen varlıkların yardımı. dünya iki varlığa ev sahipliği yapar birincisi insanoğluna ikincisi görünmeyen insanımsı varlıklara. dünya da ikisinin de alemi farklıdır. birbirlerine karışmaları yasak lakin insanoğlu emirleri dinlemeden boyundan büyük işlere kalkışıyor. tabi bu yaptıkları daima kötü sonuç bulmuştur.
Arthur: nasıl yani? yok olmuş insan kavmi mi?
Angela: evet. onların dönemine de yönetici denk geldi. ancak onlar farklı yaratılmıştı. üstün bir zekaya sahiptiler.. biz evreni evren içinde galaksileri ve gezegenleri yaratırken muazzam bir düzen ve süreklilik sağlayan bir yenileme ile kurduk. bunu yaparken yaratılan varlıklara açık uçlu ibretlik alabilecekleri kadar ipuçları koyduk. o kavim neredeyse tüm ipuçlarımızı çözmüş, matematikte yüksek bir noktaya gelmiş, ışığın – zamanın – hızın kavramlarını çözmüş ve inanılmaz teknolojiler ortaya çıkarmışlardı. tabiki de onları yok ettiren noktaya gelene kadar. bizler onların böyle bir durumdan dolayı yok olmalarına çok üzülmüştük.. çünkü onları bitiren ortak noktaları BENLİKTİ. ellerinde bulundurdukları teknolojilere o kadar güvenmişlerdi ki kendilerini tanrı ilan etmeye başlamışlardı. bulundukları nokta üstün bir makamdı evet.. tanrı tarafından onlar üstün bir makama yerleştirilmişti. lakin tanrıya karşı geldiklerinde sonları tanrının gazabı oldu! bizler tanrının ordusuyuz.. tanrının mülkünde tanrının mülkü tanrıya karşı gelirse işte o zaman bizler devriyeye gireriz. uzun bir savaştan sonra onlar güçsüzleşmeye başlamıştı.. ta ki onların lideri tanrıyla mücadele etme isteğine kadar. onun bu çağrısı uzun bir sessizliğe yol açtı. ne olacağını hiç kimse bilmiyordu ta ki tanrı gölgesini o lidere gösterene kadar! azamet ve kudret dolu o sahne de o kavim yok olmuştu.
Arthur: peki biz? biz tekrardan mı yaratıldık?
Angela: hayır.. tanrının bana verdiği emir ile o kavimden seçilen iki kişiyi yani tanrı tarafından seçilen çifti o korkunç olaydan korumamı ve saklamamı emretmişti.bende bana emredileni yaptım. o olaylardan sonra dünya o kişi ile birlikte zamanın gücüyle düzene girmişti. sizler o çiftten geliyorsunuz.
Arthur: anlamadığım bir nokta var.. tanrı her şeyi bilmez mi?
Angela: evet bilir.
Arthur: o kavmin isyan edeceğini de bilmiyor muydu?
Angela: biliyordu.
Arthur: o zaman o kavmi neden yarattı?
Angela: elemek için.
Arthur: elemek için mi?
Angela: dışardan çuvalla pirinç aldın.. o pirinci hemen kaynatır mısın yoksa ayıklar mısın?
Arthur: ayıklarım.
Angela: işte TANRI da yarattıklarını böyle ayıklıyor. kimi masum kimi gaddar, kimi melek kimi şeytan, kimi iyi kimi kötü böyle ayıklıyor.
Arthur: yani kimin iyi olacağını kimin kötü olacağını bile bile ayıklama aşamasına mi sokuyor?
Angela: sen çuval çuval pirinç almadın mı? alırken içinde pirincinde taşında olduğunu biliyordun şimdi içinden taş çıkacağını bile bile neden aldın?
Arthur: çünkü pirince ihtiyacım var. tanrının neye ihtiyacı var?
Angela: tanrının hiç bir şeye ihtiyacı olmaz. oldu diyelim yaratır. tanrının emri insanın özünü bilmesidir. insanın özü ise yaratılış nedenidir. “ben niçin yaratıldım?” “beni kim yarattı?” bu sorulara doğru cevap vermesidir insandan beklentisi. peki doğru cevabı verince ne olacak emirleri dinleyecek işte burada da ikinci sınavı başlayacak. o da geçmişin izleri bulunduğu yolda gitmesine izin verecek mi vermeyecek mi işte burada da insan ve insanın iktidarı devreye giriyor. bizler meleğiz bizi yaratanda tanrıdır.. biz emirleri dinleriz sorgulamayız. ancak insanlara sorgulama yetisi verilmiş. işte onlarında en büyük imtihanları gene kendileridir. şunu unutmamak gerekir ki tanrı yarattıklarının emirleri sınırı içerisinde daima iyiliğini ister. insan bunu kavradıktan sonra anlar ki hayatı düzelir, kötü gittiği iş hayatı düzelir, manen ve ruhen iyileşir. eğer ki bunun tam tersi hareket ederse işte o zaman ayıklanması gerekir. tabi bir dakika da neler neler olur kimin başına ne geleceği belli değil. yani sevgili Arthur tanrının ihtiyacı yoktur emri vardır insanın emri yoktur ihtiyacı vardır tanrının emri de öze döndür insanın ihtiyacı da öze dönmesidir. tanrı yarattığı kullarına daima seçme hakkı verir. eğer ki öze dönmeyi yani insanın kendisiyle yüzleşmesini bir insan inkar eder reddederse işte o zaman gene ayıklanması gerekir.
Arthur: yani sen diyorsun ki insanın ihtiyaçları kesindir tanrı da yaratıklarnın ihtiyaçlarını bilir tanrının emirleri yaratıklarının iyiliği ve ihtiyaçlarının görülmesi yönündedir.
Angela: doğru. özetle böyle de denilebilinir.
Arthur: insanın öze dönmesi bir şifre gibi.. sanki bir kapının anahtarı gibi.. eğer ki insan özüne döner ve sorulan sorulara doğru cevap verirse tanrıya ulaşıyor. ya yanlış cevap verirse?
Angela: yanlış bildiği yolda yürür. doğru yola sokma gibi bir zorunluluk yoktur. sadece haber verirsin onun dışında kişi haberden sonra öz veya durum sorgulaması yapar tabi isterse.
Arthur: şimdiki toplumda inanç durumu nedir?
Angela: düşük hem de fazlaca. insanların büyü dedikleri güçleri edindikten sonra tanrıya olan inançları neredeyse sıfırlaştı.
Arthur: durum vahim.
Angela: 2.5 milyar insan içinde büyüye sahip kişilerde var sahip olmayanda. büyüye sahip olanlar uçurumun kıyısında geziyorlar.. büyüye sahip olmayanlar ise ikilem de. içlerinden bazıları hala tanrıya olan inancını kaybetmemiş bazıları ise o durumda olmasına rağmen kaybetmiş.
Arthur: ne yapmalıyım?
Angela: dünyayı düzelt, güçleri dizginleştir, insanoğlunu eski haline getirdikten sonra inançlar arası dengeyi sağla.
Arthur: bunlar..
Angela: zor ama imkansız değil. sana güveniyoruz.
Arthur: bunlarla ilgilenirken dış tehlike ne durumda olacak?
Angela: sistem üzerinden haberin olmalı. yakın bir zamanda yöneticiler arasında turnuvalar düzenlenecek. birinciye baş yönetici unvanı ve yetkisi verilecek., ikinciye baş yönetici yardımcısı unvanı verilecek ve baş yöneticiye sadakat ile bağlı biri olacak, üçüncüye ise mucizevi kutu verilecek.
Arthur: mucizevi kutu nedir?
Angela: yöneticiye efsanevi bir şey verir.
Arthur:….
Angela: dış tehlike ben haber verene dek yok. yöneticiler arası savaş haklılık payı olmadıkça yasaktır. sen turnuvaya hazırlan. yakında sistemler üzerinde duyuru yapılacaktır. .
Arthur: tamam.
arthur ayağa kalkar ve hemen ardından angela da ayağa kalkar.
Arthur: herşey için teşekkürler.
Angela: davetinize icabet ettim sadece.. asıl ben teşekkür etmeliyim çünkü bana sohbet arkadaşı oldunuz pür dikkat beni dinlediniz.
arthur gülümseyerek kafa sallar.
Arthur: yeni haberleri ve duyuruları dört gözle bekliyor olacağım.
Angela: bende.
arthur angelanın son sözünü duyar ve merkeze (kareye) ışınlanır.
nah etem: efendim?
Arthur: nah etem?
nah etem: görüşmeye gitmeyecek miydiniz?
Arthur: oradan geliyorum zaten.
nah etem: …
Arthur: gidip gelmem kaç saat sürdü?
nah etem: 2 saniye dahi sürmemiştir efendim.
arthur, nah etemin cevabını duyduktan sonra şok olur. saatlerce görüşme gerçekleştirilmesine rağmen dünyaya dönmesi iki saniye dahi almamıştır. bu zaman algısından sonra arthurun aklına angelanın bahsettiği yok olmuş kavim gelir.
Arthur: insanoğlu çok korkutucu.
nah etem: efendim?
Arthur: yok bir şey.hazırlıklar tamamsa ulodana krallığına gidiyoruz.
arthur, nah etem ve gölge sıradan ticari elbiseleri giymiş ve atlarına binip ulodana kralığına doğru yola çıkmışlardır. uzunca bir yol gittikten sonra arthurun yolunu eşkiyalar keser ve saldırmadan önce konuşmayı tercih ederler.
eşkiya: ya paranız ya canınız!
arthur sakinlikle atından aşağıya iner ve konuşan eşkiyaya bakar.
eşkiya: ne bakıyorsun aval gibi?! dökül!
Arthur: ….
arthur’un attan inmesiyle birlikte gölge ve nah etem de iner.
eşkiyalar yavaş yavaş alanı dıştan içe doğru küçültür. adamlar yavaş yavaş arthur ve diğerlerine yaklaşmaya başlar.
Arthur: size bir dakika veriyorum. ya kaçar kurtulursunuz ya da durur ölürsünüz.
eşkiyalar arthurun dış görünüşüne ve sayılarının az oluşuna bakarak gülmeye başlarlar.
eşkiya: siz nerede biz nerede.. güçlüsündür belki lakin kayıp versekte siz artık öleceksiniz!
Arthur: kendine olan güvenin beni benden aldı sayın eşkiya. bu özgüven hakkında kitap yazalım mı beraber?
eşkiya: ne anlatıyorsun lan sen?
arthur yürüyerek eşkiyanın dibine kadar gelir ve konuşmaya devam eder.
Arthur: inan seninle kalıp bu özgüvenin hakkında konuşmak isterdim. yani az kişi ölümün karşısında böyle dimdik durabilir, güldüğün gibi gülebilir.. neyse bu işin boyutunu değiştirelim!
arthur sağ elinin tersiyle çok sert bir şekilde eşkiyaya tokat atar ve eşkiya havalanıp boynu kırık şekilde yere düşer.
diğerlerini korku sarar ve ne yapacaklarını bilemezler. aralarından biri bağırarak arthura saldırmaya çalışır ve ardından diğerleri de saldırır.
Arthur: evet beyler biri dahi ayakta kalmayana dek eğlenebilirsiniz!
arthur, nah etem, gölge kırka yakın adamı çok sağlam döver. yarım saatin ardından herkes yere yığılır.
Arthur: güzel bir aktiviteydi. yaşayanlara dokunmayın ölenlere ise…
arthur parmak şıklatır ve toprak yol geniş bir halde çukurlaşır. arthur gücüyle ölüleri havaya kaldırır ve çukura koyar ve üstünü toprakla kapatır.
Arthur: hadi gidelim.
arthur, nah etem ve gölge yollarına devam ederler. eşkiyalardan dolayı varmaları gereken saat geçe kalır ve karanlık havadan dolayı akşam bir yere geçip çadır kurarlar.
arthur tek parmak şıklatması ile durumlarına uygun bir fakir çadırı kurar.
gölge merakla arthura sorar..
gölge: efendim.. haddimi aşmak gibi olmasın lakin bu durumla oraya ışınlansaydık da bir sorun olmaz gibiydi.. bu davranışımız da nasıl bir hikmet vardır?
arthur ve diğerleri kurdukları uygun yere oturarak konuşmaya başlar.
Arthur: bir kralın, bir devletin, bir ülkenin itibar; gücü, kudreti ve daha nicesi nasıl görünür biliyor musun gölge?
gölge: nasıl efendim?
Arthur: ilk defa ülkesine gelen tüccarları, insanları, bir grup toplumu ve daha nicesini karşılama şekliyle. o şekil ise yoldur. eğer ki bir kral ülkesine gelen yolları güven içine almazsa o yoldan ne tüccar ne insan ne başka biri girer. bir devlet için en önemli nokta tüccardır. eğer ki tüccar gelmezse işte o zaman ne millet ayakta kalır nede devlet. çünkü çift yönlü alışveriş olmalı ki para akışı sağlansın en önemlisi ihtiyaçlar karşılansın.
nah etem: o yoldan bizde geçtik ve sayıca fazla olan eşkiyalara denk geldik.. bu ne anlama geliyor efendim?
Arthur: kralın zayıfladığı anlamına geliyor.
nah etem:…
Arthur: ulodana krallığı hakkında başka bilmemiz gereken bir şey var mı gölge?
gölge: ekonomisi, alt yapısı, toplum düzeyi, devletin tüccarlarla arası, askeri düzeyi, devletler arası ilişkisi, devlet içi disiplin ve güven noktası iyi durumda. aile içi soğuk gerilimler devam etmekte lakin bu soğuk savaşı dışa vurmuyorlar.
Arthur:… ulodana önemli bir devlet.. onu harcamamalıyız!
nah etem: peki efendim ne yapacağız?
Arthur: bir oyun oynayacağız.
nah etem ve gölge: oyun mu?
Arthur: evet..
nah etem: nasıl bir oyun peki efendim?
Arthur: şehzadeleri tek tek sınayacağız. hangisi sınamayı geçerse kral o olacak.
nah etem: en büyük evlat olan kızı da mı sınayacağız efendim?
Arthur: onu sınamayacağız tam tersi onu görevlendireceğiz.
nah etem: peki nasıl bir sınama ve nasıl bir görevlendirme yapacaksınız efendim?
Arthur: bir oyun sonuçta söylersem heyecanı kaçar.
nah etem: emredersiniz efendim.
arthur ve diğerleri başka konulardan da konuşurken saldırıya uğrarlar. uzaktan büyüyle kaplı ok arthurun arkasından hızla gelir. arthur sola doğru eğilir ve sol eliyle sağdan gelen oku tutar.
Arthur: misafirlerimiz var.
nah etem ve gölge ayağa kalkar ve hızla saldırı ve savunma konumuna geçer.
gölge: efendim emiriniz nedir?
arthur yavaş yavaş kalkar ve okun geldiği yöne bakar.
çalılıkların arasından sol elinde yay tutan ve sağ eliyle yeni bir ok alıp atışa hazırlanan bir kadın görür. hafif zırhlı kumral mavi gözlü dışarıdan bakılınca hem güzel hem hırçın biridir.
Arthur: amacınız nedir?
kadın: kimsiniz? bizim bölgemizde izinsiz bulunuyorsunuz!
Arthur: sizin bölgeniz derken? siz kimsiniz?
kadın: ben ulodana kralının en büyük kızı ALİCE ULODANA!
arthur, nah etem ve gölge şaşırır.
Arthur: ah! prenses! kusurumuzu affedin sizi tanıyamadık. bizler ulodana krallığına gelen fukara insanlarız. buraya gelirken eşkiyalar tarafından yamalandık ve hırpalandık. kaybımız büyük!
Alice: öyle mi?
Arthur: evet prenses alice..
Alice: …. sadece üç kişi misiniz?
Arthur: evet efendim diğer arkadaşlarımız eşkiyalar tarafından tutsak tutuldu. o boğuşma sırasında biz kaçmayı başardık ama onlara ne olduğunu bilmiyorum..
Alice: sen o reflekslerle nasıl arkadaşlarını sattın?!
Arthur: efendim haddimi aşmak gibi olmasın lakin ben bu canı yerden bulmadım günümüz dünya şartları kendimizi savunmak zorundayız.
Alice: öyle mi?
Arthur: öyle efendim.
Alice: adınız nedir sizin?
Arthur: benim adım arthur bu arkadaşımızın adı david diğerinin adı ise gon.
Alice: o zaman arthur al bakalım bu kılıcı. kendini savunma şeklini görelim.
arthur isteksizce kılıcı alır ve diğerlerine ne olursa olsun karışmamalarını tembihler.
Arthur: prenses alice ben gariban birisiyim kılıç kullanmayı bilmem bundan dolayı lütfen yavaş olun.
yuvarlak bir çember oluşturmuşlardır ve o çemberin içinde arthur ve alice vardır. alice dönerek ve kılıcını da döndürerek konuşur.
Alice: benim o okumu çok az kişi durdurabilir. senin gibi biri nasıl durdurdu anlamış değilim. ya bir şeyleri saklıyorsun yada düpedüz yalan söylüyorsun!
Arthur: prenses alice tanrı da bana böyle bir lütuf vermiş..
Alice: göreceğiz tanrı mı vermiş yoksa boca mı etmiş!
alice çok sert bir şekilde arthura saldırır. arthur kolaylıkla savunur ama bazı yerlerde inandırıcı olsun diye zorlanır. karşı atak yapmaz ve ful alice nin saldırılarını engeller. saatler süren bu atak savunma yarışı artık alice nin yorulmasıyla bitmeye yaklaşır. alice arthurun hiç yorulmadığını görünce şüphesi artmaya devam eder.
Alice: offff… ben bittim lakin sende tık yok.. tanrı sana nasıl bir şey lütuf etmiş..
Arthur: maalesef ki prenses alice.. benim de lanetim mi bu yoksa hediyem mi bilmiyorum.
Alice: şimdi bana saldır. eğer ki saldırmazsan seni öldürürüm!
Arthur: p-prenses alice ne diyorsunuz siz öyle size saldıramam.
Alice: emrediyorum sana saldır!
Arthur: ama efendim ben sadece savuna biliyorum saldıramıyorum.
Alice: öyle bir saçmalık mı olur! SALDIR!
arthur çok inandırıcı bir şekilde kılıcını havaya kaldırıp alice ye doğru ilerler lakin tam hamle yapacakken kılıcı bilerek başka bir yere fırlatır.
arthurun bu hareketine herkes şok geçirir. alice ile göz göze gelir ve alice sinirlenip arthura çok sağlam tokat atar.
Arthur: prenses alice ne yapıyorsunuz?!
Alice: sinirlendim sinirlenemez miyim?!
Arthur: bu benim elimde olan bir şey değil! hem bir hediye hem de bir lanet…
Alice: …. düşün peşime sizi güvenle krallığa götüreceğim.
Arthur: çok teşekkür ederiz efendim çok teşekkür ederiz.
alice ve adamları önden ilerlerken arkada arthur. nah etem ve gölge kalır. aralarında sessizce konuşmaya başlarlar.
nah etem: efendim iyi misiniz?
Arthur: göründüğü kadar varmış nah etem.. dişli çıktı.
gölge: sonda tokat atması iyi olmadı efendim..
arthur gülümser.
Arthur: ilk defa bir kadından tokat yedim. görev icabı.
nah etem: ulodana kızları hırçındır diyorlardı da bu kadar beklemezdim.. ayrıca güzeller de.
Arthur: saçmalama nah etem! eş seçmeye mi gidiyoruz devlet kurtarmaya mı belli değil.
nah etem: sadece dipnot efendim.
gölge: çok iyi bir oyunculuk çıkardınız efendim sizi tebrik ederim.
Arthur: oyunun bir parçası.
arthur ve adamları alice önderliğinde krallığa varırlar.
alice arthura seslenerek yanına çağırır.
Arthur: buyurun prenses alice.
Alice: size kalacak yer ayarladık.kalacaksınız. ancak kalmadan önce gelme sebebiniz nedir onu söylemek zorundasınız.
Arthur: ulodana krallığına gelme amacımız ticaret idi efendim. lakin eşkiyalar tarafından mallarımız alındı üstüne arkadaşlarımız öldürüldü.. şahsen ne yapacağımızı bilmiyoruz!
Alice: yolların güvenli olmamasından dolayı mallarınız çalındı arkadaşlarınız öldürüldü.arkadaşlarınız için artık bir şey yapamam ama mal kaybınızdan dolayı sizi babamla görüştüre bilirim.
Arthur: gerçekten mi çok sevinirim çok teşekkür ederiz.
Alice:… yarın kralımız saray da halkıyla görüşecek. orada kesinlikle bulunun.
Arthur: emredersiniz efendim.
alice ve adamları gider.
arthur ve adamları da dinleneceklerii hana giriş yaparlar. odalarına geçtikten sonra konuşmaya başlarlar.
nah etem: yarın gidecek miyiz efendim?
Arthur: gideceğiz. orada karl ile karşılaşmalıyız! onu da sınamaya soktuktan sonra kararı vereceğim.
gölge: efendim adamlarımız ulodana krallığının her sokağında mevcut. herhangi bir sorunda direkt müdahale edebiliriz.
Arthur: güzel.
nah etem: taht için kimi uygun gördünüz efendim?
Arthur: en küçük kardeşi. ancak bunu kesinleştirmem gerekiyor.
nah etem: ama efendim o daha çocuk.
Arthur: biliyorum nah etem! lakin o tahta geçici olarak ablasıyla oturacak.
nah etem: ama o…
Arthur: taht isteği yok.. ama yapmak zorunda.
nah etem:….
Arthur: yatın.. yarın uzun bir gün olacak.
nah etem ve gölge: emredersiniz efendim.
yatarlar ve sabah olur. sabahın ilk ışıklarıyla kalkarlar ve normal insan taktiğini aksatmadan aşağıya inip kahvaltı yaparlar. kahvaltıdan sonra hazırlanıp saraya doğru yola çıkarlar.
saraya doğru ilerledikleri zaman görürler ki bir grup çocuk yerde yatan bir çocuğa gülerek tekme atıyorlar. arthur ve adamları hızlıca olay yerine yürürler ve müdahale ederler.
Arthur: çocuklar ayrılın hemen!
arthur çocukları ayırır ve yerde yatan çocuğu ayağa kaldırır.
Arthur: bir yerin kanıyor mu? ya da herhangi bir yerin acıyor mu?
arkada çocuklar yerde yatan çocuğa kötü laflar etmeye devam ederler.
Arthur: gölge yakala şunları.
gölge hızlıca çocukları yakalar ve arthurun yanına getirir.
Arthur: neden arkadaşınıza eziyet ediyorsunuz? tekmeler atıp kötü sözler söylüyorsunuz?
çocukların arasından biri çıkıp konuşmaya başlar.
çocuk: ne yapıyorsun sen? benim babam kim biliyor musun sen?!
Arthur: kimmiş senin baban?
çocuk: benim babam ulodana krallığının savunma bakanı! burada kimse bana dokunamaz!
Arthur: öyle mi.
arthur yerden kaldırdığı çocuğa bakarak konuşur.
Arthur: peki senin annen baban yok mu?
çocuk: v-var.
Arthur: neredeler ne iş yaparlar?
çocuk:….
savunma bakanın oğlu alaycı bir şekilde konuşur.
çocuk: o ulodana kralının p*ç ve değersiz oğlu.
arthur ikinci şokunu geçirir.
Arthur: doğru mu evladım.
çocuk başını sallayarak onay verir.
arthur çocuğa sevgi dolu bir şekilde sarılır. çocuk bir yerden sonra kendisini tutamaz ve ağlamaya başlar.
sarılmış şekilde arthur konuşur.
Arthur: üzülme oğlum.. büyüklerin yaptıklarınının günahlarını saf ve temiz doğanlara yükleyemezler. sen onların dediklerine bakma.
arthur sarılmayı bitirir ve çocuğun gözyaşlarını siler.
Arthur: ağlama! erkek adam ağlamaz.
arthur diğer çocuklara döner.
Arthur: siz de bir daha bu çocuğa karışmayacaksınız anladınız mı beni?
savunma bakanın oğlu.
çocuk: buna sen mi karar veriyorsun?
Arthur: boyundan büyük laflar ediyorsun… bu sözlerin arkasında baban var diye havalara girme çünkü babandan büyükleri de var!
çocuk: seni babama söyleyeceğim.. o zaman büyüğü küçüğü görürsün.
Arthur: selamımı da ilet. seni son kez uyarıyorum.. seni bir daha bu çocuğun yakınlarında görürsem üstüne zulüm ettiğini de duyarsam bacaklarını kırarım! duydun mu beni.
çocuk: t-tamam..
arthur gölgeye göz işareti yapar ve gölge çocukları serbest bırakır ve çocuklar koşa koşa kaçarlar.
Arthur: gel bakalım. elini yüzünü yıkayalım.
arthur çocuğun elini yüzünü yıkar ve yıkadıktan sonra bir yere geçip konuşmaya başlarlar.
Arthur: evlat adın nedir senin?
çocuk: adım MOJAR LEVT ULODANA.
Arthur: neden saraydan uzaktasın mojar?
mojar: orada yaşamak istemiyorum.. herkes kötü davranıyor ve herkes benim ölmemi istiyor…
Arthur: hiç kimsenin sana böyle davranma hakkı yok!
mojar: ama onlar öyle devam ediyorlar?!
Arthur: işte sen onlardan farklısın! sen bu özelliğin ile farklısın. daha küçüksün dünyayı bulanık görüyorsun lakin net gördüğün gün herşeyin farkında olacaksın.
mojar: umarım..
Arthur: ben saraya gidiyordum mojar… umarım bana eşlik etmek istersin. aramızda kalsın buraların yolları biraz karmaşık da..
mojar: olmaz!
Arthur: neden?
mojar: ben oradan kaçtım.. geri dönersem bana çok kızarlar.
Arthur: sana kimse bişey diyemez!
mojar: ….
Arthur: hadi gidelim.. yoksa baban kapıları kapatacak.
mojar: …. yapmasak?
Arthur: bana güven her şey sorunsuz ilerleyecek. eğer birileri sorun olmak istiyorsa çıksın bakalım tüccarın karşısına paramla döverim inancıma!
mojar güler. oturdukları yerden kalkarlar ve saraya geçiş yaparlar.
kralın kabul odası.
arthur ve adamları en sonunda içeriye girerler. içeriye girdikleri gibi kral tahtında oturan ulodana kralı arthuru hemen tanır lakin bozuntaya vermez.
Arthur: sayın kralım ve saygıdeğer bakanlarım ben UÆ4 şirketinin sahibiyim. ulodana krallığında dükkan açmak için güneydoğudan mallarımız ile geldim. lakin güvenilir yolda eşkiyalar tarafından saldırıya uğradım ve adamlarımın çoğu öldü. ben ve diğer iki yol arkadaşım zor kurtulduk. sizlerden isteğimiz zararımızı karşılayın.
ULODANA KRALI JUGOR ULODANA: mal kayıplarınız bizim tedbirleri ellerimizden kayıp gitmesinden dolayıdır. eğer ki bizler siz değerli tuccarlarımızı ve halkımızı koruyamazsak bu bizim suçumuzdur. lütfen zarar listesini malzeme ofisi başkanına iletin. o krallığımız adına yapılması gerekeni yapacaktır.
Arthur: emredersiniz kralım..
arthur ve adamları çıkarlar ve yapılması gerekenleri yaparlar. gece çökünce dinlenme tesislerine giderler ve anı kollarlar.
nah etem: efendim gidecek misiniz?
Arthur: evet. gölge kral şu an ne durumdadır?
gölge: efendim, kral şu anda müsait ve odasında oturup beklemektedir.
Arthur: güzel. sizler beni burada bekleyin. gölge adamlarına söyle küçük prensi korusunlar onun bir tel saçına zarar gelirse hepinizi yok ederim anlaşıldı mı?!
nah etem ve gölge: EMREDERSİNİZ EFENDİM!
arthur kralın odasına ışınlanır ve ışınlanır ışınlanmaz şimşekler çakmaya başlar. kralın arkasında kı koltukta oturan arthur önünde sırtı dönük duran krala bakar ve kral yavaş yavaş arkasına dönerek arthuru görür.
Arthur: buyur ulodana kralı otur.
kral oturur ve korku içinde stresle arthura bakar.
Arthur: sakin ol. buraya kötü bir haber için gelmedim. tam tersi krallığında dönen bazı sorunlara cevap olmak için geldim.
ULODANA KRALI: sorun derken efendi arthur?
Arthur: bir prenses bir prens ve bir tane de küçük prensin var. prens hariç prenses ve küçük prens ile tanıştım. prenses hırçın, krallığının iyiliği için herşeyi göze alabilen biri. prens ise şu ana kadar krallığa zarar vermek isteyen biri. küçük prens ise oturduğun tahtın yeni sahibi.
kral bu işin doğru olmadığına kanaat getirerek öfkelenir ve hidetle arthurun karşısına dikilir.
ULODANA KRALI: Olmaz! öyle bir şeyin imkanı söz konusu değildir!
Arthur: senin karşında tüccar yok!
arthur yoğun aurasını salarak kralı dehşete sokar. kral korkudan öfke ile ayağa kalktığı koltuğa korka korka oturur.
Arthur: ben onca düzeni onca planı onca sistemi sen istemiyorsun diye değiştirmem! haddini bil. eğer ki sana bunun yapılması gerektiğini söylüyorsam o olacak!
ULODANA KRALI: ama o daha çocuk! ayrıca öz değil yasaklı bir anın meyvesiydi… onun ölmesi gerekiyordu lakin.. öldüremedim..
Arthur: çocuk oluşunu dert etme. krallığı yönetmesi gereken yaşa ve bilgiye gelene kadar ablasıyla tahtı bölüşecek. prensin ölecek. aileye ihanet eden ölür.
ULODANA KRALI: a-ama efendi arthur o olmaz.. o–
Arthur: hayat kadınıyla yaşadığın tek gecelik ilişkinin meyvesi diye mi bu kadar tantana?
ULODANA KRALI:…..o olmaz efendi arthur.. halktan birini seçin razıyım.. ama o olamaz.
Arthur: çocuklar büyüklerin günahlarını çekmez. hiçbir anne hiçbir baba günahlarını çocuklarına yükleyemez! sizlerin birşeyler yaptığınız sonucu bu çocuk dünyaya geldi mi? geldi kimin oğlu senin oğlun.. sırf o hayattan olma bir kadından oldu diye onu kendi oğlundan saymamazlık çok zalimce.. hele ki onu bu hale getirip bakıyormuş ayağına onu sokak köpeklerinden beter etmen hiç doğru değil. daha sabah çocukların elinden çekip aldım! böyle mi bakıyorsun sen çocuğuna?!
ULODANA KRALI: hadi ben kabul ettim… halk kabul etmez.. halkın kabul etmediği hiç bir kral tahtında uzun ömür kalmamıştır.. o nasıl dayanacak?
Arthur: ….ablası destekte bulunacaktır lakin ben onun arkasındayım. onun en büyük destekçisi ben olacağım. onu öyle bir dönüştüreceğim ki bir zamanlar p*ç diye anılan çocuk o an herkesin sevdiği saygı duyduğu bir kahraman olacak!
ULODANA KRALI: neden o? neden başka biri değil?
Arthur: çünkü aranızda en çok hak eden o. çünkü o merhamet dolu, sevgi dolu, halkını seven biri.. ne olursa olsun kötücül düşünmeyen biri. en çokta o hak ediyor!
ULODANA KRALI: bu krallığın raconuna ters merhamet. sana biri mi vurdu sen iki vuracaksın, üzdüler mi sen daha çok üzeceksin, kan mı döktüler sen onlardan kan şelalesi yapacaksın! biz böyle böyle hayatta kaldık! lakin o bundan yoksun. bu canavarların içinde ayakta kalamaz… ölür!
Arthur: ölüm ve yaşam sol elimle sağ elimdir. ben istemediğim sürece kimse ölemez. bundan dolayı onu da kimse öldüremez! an itibariyle o benim himayem altında. ancak bilki senden bir kral çıkardım bir şerefsizi de toprağa gömeceğim.
ULODANA KRALI: prensin ne suçu var?
Arthur: gayet farkında olduğunu biliyorum lakin bilmek istiyorsan söyleyeyim.. ulodana kralına ihanet-ulodana krallığının menfaatini düşünmeden harekette bulunma- imparatorluk savaşlarını başlatmak için ortalığı karıştırma-aile üyelerini öldürme planları kurma ve niyeti gütme…
ULODANA KRALI: …. keşke doğru olmasaydı.. keşke saydıklarının hepsi olumlu şeyler olsaydı.. lakin emir demiri keser! eğer ki gelecek içinse refah dolu bir krallık ve bir dünya içinse kanı aksın!
Arthur: yarın akşam… prensinin ölüm haberini alacaksın. yarın sabah ilk işinde küçük prensini tahtına varis kılacaksın. tüm dünyaya duyuracaksın! geri kalanı mojar halledecek.
ULODANA KRALI: emredersiniz.
arthur ulodana kralının yanından ayrılır ve majorun yanına varır.
major karanlık odasında pencereden gökyüzünü izlerken bir anda yanına arthur ışınlanır.
major: tüccar?! sen nasıl girebildin odaya?
arthur majorun odasını inceledikten sonra majorun yanına yani yatağına oturur.
Arthur: benim gizli güçlerim var…
major: nasıl yani?
Arthur: görmek ister misin?
major: evet!
arthur sağ baş parmağını majora gösterir ve saniyeler sonra parmağın ucundan ateş çıkmaya başlar.
major: tüccar nasıl yapabildin bunu?!
major heyecan ve merakla her açıdan arthurun parmağını inceler.
Arthur: dedim sana benim gizli güçlerim var.
major: parmağın yanmıyor mu?
Arthur: efendim?
major dikkatle ve sorgulayıcı şekilde arthura anlatmaya başlar.
major: parmağın ucundan ateş çıkıyor. ateş yakıcı bir elementtir. ancak sende acı belirtisi falan görmüyorum? normal şartlarda parmağını ne kadar yanan ateşe yakınlaştırsan yakıcılığı ve acısı o kadar da artar…
Arthur: güzel bir soru evlat. bu dönemin insanları mana-aura-özgüç adı verilen gücü kullanırlar. bu gücün üç temel amacı var. birincisi KUVVET ikincisi KUDRET üçüncüsü ise SAVUNMAdır. kuvvet, zayıf olan insan vücudunu güçlendirir ve karşı saldırılara dayanıklı hale getirir. kudret, insan vücudunu kuvvetle kapladıktan sonra saldırı yapabilmek için diğer büyüleri kullanabilmektir. lakin unutulmaması gereken nokta şudur, eğer ki kuvvet yarım yada sağlanamaz ise kudret uygulanamaz. savunma ise evlat.. diğer büyülerle saldırı yaparken ayrıca da kendini korumaktır. insanların çoğunda olan ve olmaya da devam eden bu gücün üç temel amacı budur. büyü çeşitleri ve insanların büyüye yakınlığı derecesinde şiddetin yükselip alçaldığı bir çok kez gözle görülmüştür.
major arthurun dediklerini düşünür.
major: yani, güç + büyüler = yenilmez insan öyle mi?
Arthur: her insan yenilir. insan diğer bir insana yenilmese de illaki ölüme yenilir.
major: e o zaman ne anlamı kaldı benim büyüleri öğrenmem veya güç elde etmem?
Arthur: bu güç nasıl ortaya çıktı biliyor musun evlat?
major: yani efsaneleri biliyorum..
Arthur: efsaneler mi?
major: evet. şöyle ki efsanelere göre eskiden dünya güllük gülistanlıkmış.. bir gün aniden canavarlar ortaya çıkmış ve insanlığı yok etmek miş hedefleri. insanlar ve canavarların savaşı yıllarca sürmüş ve en sonunda yüceler adı verilen kişiler insanlığa güç bahşetmiş. şartlar eşitlendiğinden sonra insanlar canavarla olan savaşlarını kazanmaya başlamışlar ve bu savaş günümüze kadar gelmiş.
Arthur: yüceler kimmiş peki?
major: pek bir bilgi yok.. ama bazıları onlara tanrının elçileri bazıları da bizzat tanrı olduklarını bazıları da yalan olduklarını söylüyor.
Arthur: öyle mi… adı üstünde efsane. gerçeklere dayalı değil.
major: doğru.
Arthur: major.. sabah yaşanan olaylardan sonra nasıl hissediyorsun?
major yere uzunca bakar ve sonunda konuşur.
major: iyi hissediyorum…
Arthur: emin misin?
major: …. değilim..
Arthur: bu yaşananları her gün yaşıyor musun?
major: en hafifi sabah yaşananlardı…
Arthur:……
major: üzülme be tüccar abi. bunların hepsi gelip geçici. sen takarsan ben takarsam kafaya nasıl gülebiliriz ki? hem inanıyorum ben bu kısacık hayatımızda biraz eziyet görmüşüz çok mu? sonunda öleceğiz işte o zaman kurtulmuş olacağım.
Arthur: kısacık ömür dediğin en az 50 yıl evlat..
major: olsun… sonsuzluğun yanında az.
Arthur: zor zamanlar geçirdin hatta hala geçirmeye devam ediyorsun farkındayım. ister misin bu zincirlerden kurtulasın.. ister misin toplumca kabul görünesin ister misin herkes seni çok sevsin ister misin herkes sana saygı duysun…
major yüksek istek ve heyecanla arthurun gözleri içine bakar ve sonra yüzü düşer ve yere bakmaya devam eder.
Arthur: ne oldu evlat?
major: dediğin benim için imkansız..
Arthur: neden?
major: çünkü.. abim var.. beni öldürmek isteyen biri.. sadece o değil krallığın onur ve asilliğine zarar verdiğim için bakanlardan tutun halka kadar öldürülmek isteniyorum..
arthur majorun kulağına eğilir ve bir şeyler fısıldar.
Arthur: sana bir sır vereyim mi?
major kafasını sallar.
Arthur: eskiden köyde yaşarken beni öldürmek isteyen halktan zorla kovuldum.. uzun bir aradan sonra ise geri dönüşüm efsane olmuştu.. çünkü o topraklar o insanlar bana saygı duymak zorunda kaldı.
arthur majordan hafif uzaklaşır ve karşısındaki duvara bakarak cümlelerine devam eder.
Arthur: senden de bu performansı bekliyorum evlat. çünkü ulodana krallığı senin omuzlarının üstünde yükselecek.
major gülümseyerek konuşur.
major: çok inanarak atıyorsun tüccar abi… ama teşekkür ederim.
Arthur: hayır evlat… bunu başaracaksın, biz başaracağız. senin öğretmenin olacağım. büyülerden güç evrelerine, gök aşamalarından canavar bilimine, devlet yönetiminden psikolojiye! hepsini ben sana öğreteceğim.
major: bu kadar bilgiyi nerden biliyorsun tüccar abi?
Arthur: ben hem tüccar hem savaşçıyım, hem bir halkım hem de bir lider. benim ne olduğumu şuan kavrayamazsın. şimdi söyle bakalım ulodana kralının en küçük prensi.. başta devletine sonra milletine işe yarar bir lider olmak istiyor musun?
major: …..
Arthur:……?
major: bu saatten sonra ne olursa olsun! istiyorum!
Arthur: bende senin hocan olmayı kabul ediyorum. sözleşmemiz tamamlandı. uygun hale gelene dek benim tarafımdan bizzat eğitileceksin. dış destekler almadan onay verdiğim kişilerce ders alacaksın. emirlerimi kesintisiz yerine getireceksin. senle olan eğitmen – eğitilen ilişkisi gizli kalacak. anlaşıldı mı?
major: anlaşıldı efendim!
Arthur: efendime gerek yok hocam desen yeterli.
major: emredersiniz saygıdeğer hocam!
Arthur: ilk dersini veriyorum.
arthur majorun kafasına parmağı ile dokunur ve majorun kapalı yolları, hassas damar yolları, zayıf vücudu, içindeki düşük güç oranı, fiziksel ve ruhsal dayanıklılığını iyileştirir ve yüksek seviyeye getirir. arthur en son işlem olarak majorun kafasına bir kayıt ve vücuduna geçici özel büyü koyar.
major: başımın ağrıması normal mi?
Arthur: normal. ilk dersin iki aşamalı. birinci aşama gece yaşanan değişikliklerin acısına dayan. ikincisi ise yarın sıkıntılı bir anda kafanda ki sesi dinle ve o sese güven. anlaşıldı mı?
major: ses ve acı derken hocam?
Arthur: yaşayınca anlayacaksın. lakin unutma birçok lider kılıç sesinden korkmaz lakin ümitsizliğe düşmekten çok korkarlardı. bu saatten sonra bir lider gibi davranış sergileyecek her hareketini ona göre atacaksın! anlaşıldı mı?
major: emredersiniz!
Arthur: şimdi yat dinlen. unutma bir gözüm bir kulağım daima senin üstünde olacak.
major: teşekkür ederim hocam.
Arthur: iyi geceler evlat.
major: iyi geceler saygıdeğer hocam.
arthur nah etem ve gölgenin yanına ışınlanır.
nah etem: efendim görüşme nasıl geçti?
gölge:..?
arthur kendi yatağına oturur.
Arthur: görüşme biraz sıkıntılı geçti. lakin eninde sonunda dediğim oldu. her şey plana uygun gidiyor.
nah etem: ulodana kralı küçük prensi kabul mu etti?
Arthur: evet kabul etmek zorunda kaldı.
gölge: çocuk ne durumda efendim?
Arthur: yarın her şey onun elinde olacak. ya batıracak ya da savunacak..
nah etem: siz ne diyorsunuz efendim?
Arthur: oturup yarını bekleyeceğiz…
