novel oku

Omnipotent

  • 18 Ocak 2026 13:50:50
  • 0
  • 1
  • 0

Uzunca zamandır bir boşlukla savaşıyorum gibi. Her gece, saat 00:00’den sonra başıma üşüşen, ruhuma tırnaklarını geçirdiklerini hissettiği bu varlıkları tanımlayamıyorum. Bu yüzden onlara ruh deme kararı aldım. Kontrol edemediğim bir enerji var içimde, aynalara bakamıyorum, yansımalarda haç görüyorum. Rüyamda ölü toprağı… tüm bu gelgitlerin arasında kapımın çalınmasıyla irkildim. Hemen alt katta bulunan kapının açıldığını ve içeriye kuvvetli bir rüzgârın dolmasıyla kapının çarptığını anladım. 
Yine Geliyorlar…

“Shirakawa-sama”

alt kattan duyduğum kadın sesiyle irkildim. Zaten kaç gündür gördüğüm rüyaların korkunçluğu hala üzerindeyken ani seslenmelere dayanamıyorum. 
“Geliyorum Takano.” 
Ağır adımlarla indiğim merdivenden, kapıya doğru donakaldım. Kapıda kan ile çizilmiş haç vardı. Rüzgar içeriye adeta saldırıyor gibi nüfuz ediyor, buz gibi havasıyla içerideki tüm sıcaklığı nötr hale getiriyordu. Yüksek ışıktan korktuğun için yakılan mumlar sönmüş, artık daha kötüsü, zifiri karanlıkta kalmıştım. 
“Takano! Çık dışarı.”

Kapıdan ardına bakmadan çıkan Takano-san senelerdir, doğumumdan beri yanımdaydı. Söylediğine göre ailemin yanında çalışıyormuş. Ancak onlar öldükten sonra para almayı da reddederek bana bakmış. Bugün ruhlardan korunmak için bildiğim her şeyi bana o öğretti. Kapıdan uzaklaşırken aniden duraksadı. Ruhları göremez, duyamaz ancak etkilerini hissederdi. Zaten hedefleri de tanako-san değil bendim. Duraksayarak arkasını dönüp; “Shirakawa-sama!” Haykırışı malikenin yaşlandığı ormanın içinde tekrar ederek kayboldu. Gözlerinden yaş damlıyordu. Çünkü beni her sabah tek başıma malikenin en ücra köşelerinden topluyordu. Alışmış olmam gerekse dahi, kapıların aniden kapanması, açılması, bir şeylerin kırılması, fısıltılar… bunlar çok korkutuyor beni. Özellikle o fısıltı.

”Shi-ra-ka-wa…” 

heceli ve yakıcı bir fısıltı. Tanako sürekli aile armasını taşıyan beyaz zambak işlemeli yüzüğümü kutsal suyla yıkardı. Birşey olduğunda hep ona sarılmamı tembih ederdi. Parmağımda bulunan yüzüğün işlemeli kısmını avuç içine doğru çevirerek elimi havaya doğru kaldırdım. Gelen giden yoktu ama etrafımın buz gibi soğuduğunu hissediyordum. O kadar yüksek derecede tetikteydim ki, adeta esip geçen rüzgarı tenim ayırt edebiliyordu. Aniden aynanın hareket ettiğini gördüm, asılı durduğu yerden adeta taşınarak bana doğru geliyor gibiydi. Aklımı kaçıracaktım neredeyse, ayna tan karşıma geldiğinde, gördüğüm şey ben değildim. Vücudum sanki zorla baskılanıyor gibi hareketsiz ve belki ruh temasından bilmiyorum, buz kesmişti. Aynada gördüğüm ise, karanlıktı. Zifiri karanlık. Ve yine aynı fısıldama…

Shi-ra-ka-wa!” 

Sabah uyandığımda, etraf yıkıntı içindeydi. Her yer birbirine girmişti ancak daha tuhafı Tanako gelmemiş, hatta uğramamıştı bile. Hemen hemen her gün yaşadığım bu lanetten beni ertesi sabah hep o uyandırırdı. Anlaşılan kendisi de artık buna dahil olmak istemiyor. Alnımda anlam veremediğim derecede sızlayan ve acıyan bir yara vardı. Elimi alnıma göğsü götürdüğümde bunu  çizik olduğunu anlamam uzun sürmedi. Ama ne olduğunu göremedim. Zira ayna tuzla buz olmuştu. Gün ışığının en yoğun olduğu gün dışarı çıkmayı her ne kadar istemesem de, evde kaldıkça burnuma dolan sülfür kokusu midemi bulandırıyordu. Acilen duş alarak kendimi izleniyor gibi hissettiğim evden dışarı attım. Güneşin yakıcı ışığı, gözlerime değdiği an, inişte aşırı yanma ve ışığa duyarlı olduğumu farkettim. Kendimle alakalı bilmediğim daha neler vardı ki zaten? Arabama binerek koyulduğum yolda, kulağıma uğultular doluyordu. Çınlama ile birlikte tüm odağımı kaybetmeme yardımcı oluyordu adeta. 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

Sonraki bölüm yok

    Başka bölüm yok

    Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız