Mavi Sade Uzay Manzarali Dunya Masaustu Duvar Kagidi 3.png
4.BÖLÜM

4.BÖLÜM-GEÇMİŞ İZLER-

  • 28 Aralık 2025 16:48:09
  • 0
  • 4
  • 0

4.BÖLÜM

GEÇMİŞ İZLER

Gün doğar

 

arthur taht odasını çalışma odasına çevirmiş ve bakması gereken işleri inceliyordur.. gözünü gücüyle yönettiği duvardaki pencereye bakar ve gün doğduğunu görür.

 

Arthur: vakit geldi. korkutucu hayata ilk adımı atma vakti..

 

nah etem: efendim. hazırsanız çıkabiliriz.

 

arthur arkasına döner ve nah etem e bakarak konuş.

 

Arthur: gölge nerede?

 

nah etem: dışarıda sizi bekliyor efendim.

 

Arthur: … iyi o vakit, gidelim.

 

önde arthur hemen iki adım arasında ve sağında nah etem kapıya doğru ilerlerler. kapı büyülü bir şekilde açılır ve dışarıya çıkarlar. kapı önünde arthuru gölge karşılar.

 

gölge: hoş geldiniz efendim.

 

Arthur: hoş bulduk gölge. sana verdiğim görev ne alem de?

 

gölge: isterseniz  şehre doğru ilerlerken anlatayım. 

 

arthur,  gölge nin hemen arkasında çok ihtişamlı, görkemli, büyük ve siyah-kırmızı uyumuyla yapılan aracı görür lakin arthur ilk defa böyle bir araç görür.

 

Arthur: bu nedir?

 

gölge asilce araca döner ve bakar sonra aynı şekilde arthura döner ve cevap verir.

 

gölge: teknolojinin adı araba efendim. markası ise ‘XX09’ araçlar arasında en iyisi olarak bilinir.

 

Arthur: araba.. öyle mi.

 

gölge: evet efendim.

 

Arthur: ben kendi aslımı terk etmem. dönem ne kadar teknoloji çağı olsa da, insanlar onca sorun içinde ne kadar kendileri için bir şey yapsalar da teknoloji hiçbir zaman hayra alamet olmadı. hele ki insanların elindeyse o güç.. bundan dolayıdır ki ne belinizde silah taşıyacaksınız ne de altınızda araba denen modern atlar süreceksiniz. her daim belinizde kılıç, altınız da etten kemikten at bulundaracaksınız.

gölge ve nah etem: emredersiniz efendim.

Arthur: friesian at ırkından en güçlü atı getirin bana. sizlerde kedinize at seçe bilirsiniz. unutmayın! bu modern yapılar ve icatlar iki konuda kullanılır. birincisi siyasette ikincisi davetler de. eğer ki siyasi ve davet işleri çıkarsa meydana o zaman atlar ahıra kılıçlar kınına. 

gölge ve nah etem: emredersiniz efendim.

 

arthur gökyüzüne bakar ve ardından çevreye bakar ve görür ki gökyüzü pak ve güzel yeryüzü cıvıl cıvıl sonra döner gölgeye ve konuşmaya başlar.

 

Arthur: uça biliyorsanız eğer şehre uçarak gidelim o vakitte de öğrendiklerinizi paylaşabilirsiniz.

 

nah etem ve gölge: emredersiniz efendim.

 

 arthur ilk defa olmasına rağmen sanki her gün uçuyor muşçasına gök yüzüne süzülür.

 

ardından nah etem ve gölge kendi tarzlarıyla arthurun yanına uçar.

Arthur: evet gölge seni dinliyorum.

 

gölge arthura biraz daha yaklaşır ve konuşmaya başlar. arthur gölgeyi dinlerken dünyanın güzelliklerini izler.

 

gölge: insanlar güçsüz varlıklardır efendim. siz de farkı hiss etmişsinizdir ki insanoğlu bi anda güç edinmeye başladı. bu gücü yine kendileri buldu.. geçmiş atalarından miras kalan güç diye adlandırılan gücü %100 edinmeye çalıştılar. başarılı da oldular efendim. düşük seviyelerde olan ‘mana’ insanı güçlendirmeye yetmedi ve çözümü o ‘manayı’ yükseltme de buldular. hava ve yağmur ile tüm insanoğlunu ve insanoğluna her yönden benzeyen diğer canlılar güç buldular. hem de kendi güçlerinden 1000 kat daha güçlü halleriyle. bu yaptıklarıyla istenen başarıyla sonuçlanmıştır efendim lakin bilim adamları konseye çok sert bir tepki verdikleri uyarıyı dinlememeleriyle sonuçlanan büyük bir sorun çıktı dünya da. insan anatomisine ve biyolojisine en yakın canlılar da güç edindiler. hedeflenen kitle sadece insanlardı lakin ‘hava’ ve ‘yağmur’ her canlıya eşitti. o canlılar efendim.. güçlenerek canavar olmaya başladılar.. evrim üstüne evrim geçirdiler..insanoğlu nasıl evrim geçirdi onlarda büyük oranda evrim geçirdiler efendim.. sizin döneminden bu döneme kadar gelmeyi başaran hayvanların çoğunluğu yok olmanın eşiğinde. onca olaydan sonra efendim.. aynı nesli tükenen hayvanlar gibi insanlarda yok oldu efendim. 12 milyarlik insan nüfusu olmasına rağmen gelişen olaylardan sonra efendim 2,5 milyar insan nüfusu kaldı dünya da. bu gelişmeler efendim dünyayı dörde bölmüş durumda. ilk bölge insanların yaşadığı bölgeyi, ikinci bölge düşük seviyeli her türlü canavarın yaşadığı bölgeyi, üçüncü bölge de ise güçlü canavarların yaşadığı yerdi, dördüncü bölge ise Zeki canavarların ve korkutucu güce sahip varlıkların yaşadığı bölgeydi efendim. 

arthur durup gölgenin gözlerinin içine bakarak konuşur.

Arthur: nasıl! insanoğlu nasıl bu kadar korkutucu olabilir! kendi elleriyle insanoğlunu nasıl bu kadar kolay yok edebiliyorlar?! küçük bir gelişim uğruna neler feda edilmiş öyle… 

 

gölge:…..

 

nah etem: efendim şehre yaklaştık isterseniz yürüyerek ilerleyelim.

 

arthur yavaşça yere iner.

 

Arthur: toplu katliamın hesabını yeri geldiğinde hepsinden soracağım! şimdi şehre gidelim insanoğlunun neye dönüştüğüne şahitlik edelim.

 

gölge: emredersiniz efendim.

 

arthur şehir girişine doğru ilerler

 

-QUAN ŞEHRİ -TİCARET ŞEHRİ-

 

arthur onca sorudan sonra sonunda merkeze iner.

arthurun duyduğu sesler satıcı sesleri, gördüğü şeyler yoğun yoğun her türden insan ve eşyalar… arthur şaşkınlıkla.

 

kısık sesle içinden konuşarak.

 

Arthur: demek zenginle fakirin ortak noktası felaket noktasıymış.. keşke daha önce o nokta dünya noktası olsaymış.

 

gölge: efendim bişey mi emrettiniz?

 

arthur gölgeye döner ve gölgeye bakarak konuşur.

 

Arthur: keşke diyorum gölge zengini  ve fakiri tek noktaya zorla da olsa anlaşma veya sohbet içinde tutan felaket olmasaydı. keşke herşey normal iken böyle konuşup sohbet muhabbet içinde olabilseydiler.. makam ayrımı, seviye ayrımı hatta dil/ırk ayrımı yapma saydılar.

nah etem: insan kendi kendine başını aklına getiremez efendim. bir bela veya bir sorun çıkacak ki insanoğlu akıllana, doğruyu zorda olsa görebilsinler. işte efendim.. onlar hayatları boyu çekmedikleri sorunu bir arada çektiler çekmeye de devam ediyorlar.

Arthur: Evet. onları birbirine bağlayan tek gerçek hepsini etkileyen tek bir acıdır.. neyse biz işimize dönelim.

 

arthur ve adamları sokak sokak şehri gezerler. her daireye girerler. tam başkanlık sarayına giderken yolda bir hadise yaşanır.

 

asillerden bir genç ve yerde yatan 10-15 yaşları arasında bir alt soydan çocuk. asillerden olan çocuk yerde yatan alt tabaklı çocuğa zorbalık ediyordur. yerde yatan çocuk yerde yatmasına rağmen bir şeyi koruyordur. biraz ötede duran 9-10 yaşlarında elinde bir tane kuru ekmek tutan kız vardır. yerde yatan çocuk kız kardeşini korumak ister. üstte duran asillerden olan çocuk ise alt tabakadan olan çocuğun kız kardeşine yanaşmaya çalışır.

 

arthur bu duruma şahitlik ederken aklı bi anda geçmişine gider.

 

Arthur: insanlık denen şey her hayvan doğasına sahip insana söylenmez insanlık duygusunu taşıyan kişilere hakaret edilmiş olur. bu portre ne acı resmen geçmiş kokuyor.

 

nah etem: emirleriniz nedir efendim?

 

Arthur: biz üstümüze düşeni yapalım. sizler görünmeden orada hazır da bekleyin.

 

arthur ve adamları olayın olduğu yere hızlı adımlar atmaya başlar.

 

Arthur: herhalde burada yaşanan şey kız davası! ama asil zadeciğim seviyeni neden bu kadar düşük tutuyorsun? sana daha iyileri aynı senin gibi biri lazım. baksana bu kızcağızın ne senin huyuna ne de suyuna.

 

arthurun alaycı sesini duyan herkes arthura doğru yöneltir bakışlarını.

Arthur: bakmayın bana öyle gözünüz değer şimdi!

 

ontre: sen kimsin lan?

 

asillerden olan çocuk konuşur.

 

Arthur: sıradan biriyim ben asil zadeciğim. lakin her şeyin farkında olan sıradan biriyim!

ontre: defol git lan burdan! senle de uğraş miyim şimdi!

Arthur: senin benimle uğraşman demek imkansız artı imkansız eşittir imkansız formulu demektir. 

ontre: alın bunu! tüm kemiklerini kırın sonra da dilini kesin bir daha böyle konuşamasın!!

 

ontre nin arkasındaki adamlar hızla arthurun yanına gelirler ve kollarından tutarlar.

 

Arthur: hı. bu numaralar bende pek işe yaramaz lakin.. kendini böyle havalı ve güvende hissediyorsan.. böyle olsun.

 

ontre: sen kendini ne sanıyorsun lan? benim kim olduğumu biliyor musun??! ben ONTRE DOKTRİNİ! doktrini ailesinin en küçük oğlu,  DOKTRİNİ ticaret şirketi sahibinin biricik oğlu.

 

Arthur: ontre doktrini ve doktrini ailesi…. 

 

ontre: ne saçmalıyorsun sen lan?

arthur kollarını tutan adamları tek dokunmasıyla bayıltır.

Arthur: gereği yerine getirilene kadar beni hiçbir engel durduramaz.

 

ontre: n-ne diyorsun l-lan sen?!!

 

arthur havalı havalı ve ağır adımlarla ontre ye doğru yaklaşırken konuşur.

 

Arthur: asillerin görevi halkını korumaktır! onların canı yansa ilk hissedenlerdir! sorunları varsa ilk yardıma koşanlardır! yardım eli uzatıyorlarsa İLK ELİ TUTUP YARDIM EDENLERDİR!! bu bir asilin görevidir.

 

arthur kısık sesle sisteme seslenir.

 

Arthur: sistem. dünyaca kabul edilen asiller sistemi ve kuralları  var mı?

 

sistem: arşivler kontrol ediliyor. edildi. elde edilen sonuç 3. 3 ana başlık şunlardır.

– asiller asla ama asla halka eziyet edemez. en aşağı 5 yıl ağır ceza,  en yüksek idam cezası ile hüküm verilir.

 

-asiller kendi aralarında savaş veremez. herhangi yönden saldırı yapılırsa ve kanıtlarla bu doğru ortaya çıkarsa cezası en aşağı tüm malvarlığı alınıp gözetmenli bir hal ile sürgün edilir en yüksek derecesi ise idam ile hüküm giydirilir.

-asiller asla ama asla imparatorlarına ve imparatorlarından sonra gelen krallarına ihanet edemezler. eğer ki imparatorluk lehine herhangi bir darbe veya suç işlerse suçun büyüklüğüne ve küçüklüğüne bakmaksızın cezası idamdır!

 

20 alt başlık bulundu. bilgiler aktarılsın mı?

arthur şaşkınlıkla dinler lakin şaşkınlığı hemen biter.

 

Arthur: şimdilik kalsın sistem. 

 

arthur ontre ye bakar.

 

Arthur: sizler bazı şeyleri yanlış anlamışsınız. hem de hiç yanlış anlaşılmaması gereken konuyu çok ciddi bir şekilde yanlış anlamışsınız. halk hiçbir zaman sizin köleniz olmadı! olmayacakta. bu millet olmasa sizler hiçsiniz bunun farkında dahi değilsiniz. sizler bu vatan evlatlarını asla ama asla bahçenizde ki köpek muamelesi yapamazsınız!  halkın istifa etmesi demek övdüğünüz tahtın bir anda yerle yeksan olması demektir! 

 

arthur yerde yatan çocuğun kolundan tutup ayağa kaldırır.

 

Arthur: her işin bir raconu her hareketin bir bedeli vardır. ağızdan çıkan sözler ise serbest bırakılan yaydan fırlamış ok gibidir. asla geri döndürülemez birini yaralamadan da o ok durmaz.

 

arthur çocuğu arkasına alır almaz çocuk hemen kız kardeşinin yanına gider.

 

arthur ilerler ilerler en sonunda ontre nin dibinde durur.

 

ontre: b-benden ne i-i-istiyorsun? p-para mı? ne kadar istiyorsun? güç mü? hemen hallederiz yeter ki beni bırak.

 

Arthur: para da var güçte,  senden canını istesem verir misin bana?

 

ontre bi anlık gelen şaşkınlıkla

 

ontre: ne?!

 

arthur ontreye verdiği cevaptan sonra sağlam bir tane yumruk yapıştırır.

 

ontre sağdan yüzüne yediği yumruğun etkisi ile kafası topraktan oluşan yola gömülür.

 

Arthur: seni öldürmeyeceğim. beni duyduğuna eminim.. sana söyleyeceğim sözlerimi sakın unutma! 

 

arthur eğilir ve ontre nin toprağa gömülmüş kafasına sadece onun duyabileceği bir şekilde konuşmaya başlar.

 

Arthur: ben ARTHUR WOLRD ben yeri geldi mi halkım, yeri geldi mi şeytanım, yeri geldi mi meleğim, yeri geldi mi insanım, yeri geldi mi celladım, yeri geldi mi yöneticiyim ve yeri geldi mi hem imparator hem de kralım. ben ki her an her şeyi yapabilecek birisiyim. nice yetkilere nice güçlere sahip bir hizmetkarım.  şimdi cellad sıfatı ile gelsem de melek sıfatı ile canını bağışladım. lakin! eğer ki yaptığın bu hatayı tekrarlarsan ve daha ilerisine gitmeyi yeltenirsen bu sefer hem cellad sıfatımla hem de şeytan sıfatımla karşılaşırsın. ve bu yaptığın hatanın sonucunu sadece senden çıkarmam doktrini soy ismini kim taşıyorsa içlerinde ailenize dahil olmak üzere küçüklü ve büyüklü nice kişiyi yok eder geriye parçaları kalirsa mezarına koyarım… anlıyor musun beni ontre doktrini? umarım ki hata yaparsın ve yedi sülaleni hayattan silmeye en önden bilet alırsın.

 

arthur ayağa kalkar ve çocukların yanına gider.

 

arthur çocuklara bakarken güler yüzle bakar ve onların boy seviyesine çömelir.

 

Arthur: adınız nedir sizin çocuklar?

 

kız korkar. kızın abisi ise korkusunu içine gömer hemen kardeşini arkasına alır ve adam öldürecisiyle bakan gözlerle arthura bakar.

 

arthur çocukta ki cesareti görür ve mutluluktan sırıtmaya başlar.

 

Arthur: benden korkmayın. ben korkutucu biri değilim yahu! siz anlarsınız, bakın bakayim gözlerime bir gram kötülük var mı?

 

küçük kız arthurun sözlerinden sonra arthurun açılmış gözlerine pür dikkat bakar.

 

küçük kız: b-b-bişey yok gibi abi.

 

arthur küçük kıza bakar. hemen elinden pamuk şeker  çıkartır ve küçük kıza uzatır.

 

Arthur: doğru bildin pamuk şeker! güzelliğinin adını vermelisin demi? al bakalım senin kadar güzel ve tatlı olmasa da bu pamuk şeker de güzel ve tatlıdır.

 

arthur pembe pamuk şekeri küçük kıza uzatır lakin abisi almasına izin vermez ve arthurun elini geriye iter.

 

Arthur: peki. bu şekeri sen al o zaman. eğer ki güvenilir olduğuna kanaat getirirsen kız kardeşinine verirsin. baksana, nasıl da gözleri pörtlemiş şekilde şekere bakıyor. bence vermelisin delikanlı.

 

arthur kısık sesle sadece çocuğun duyabileceği şekilde konuştuktan sonra elindeki şekeri çocuğa verir ve sonra ayağa kalkar.

 

Arthur: kötü bir niyetim yoktu. sizlere  yardımcı olmak istiyordum sadece.. lakin kader böyle imiş. yollarımız burada ayrılıyor çocuklar. kendinize dikkat edin, sakın kendinizi ezdirmeyin ve kendinizi sonu neye bağlanırsa bağlansın asla kullandırtmayın.

 

arthur sözlerinden sonra çocuklara el sallar ve arkasını dönüp gider.

 

küçük kızın abisi elinde ki şekere bakar, sonra kız kardeşine, sonra kafası toprak yolda sıkışmış ontre ye bakar ve sonra derin düşüncelere dalmaya başlar.

 

arthur biraz çocuklardan uzaklaşırken küçük kızın abisi arthura bakar ve yüksek sesle bağırmaya başlar.

 

gon: adım Gon! bu da kız kardeşim Ariya. 

 

arthur ağır ağır adım atarken bi anda arkasında çocuk sesi duyar ve durur. çocuğun sözü bittikten sonra arthur arkasına döner ve çocuklara bakar.

 

arthur güler yüzle.

 

Arthur: ben de Arthur world.. tanıştığıma memnun oldum.

 

 

Önceki Bölüm
Sonraki Bölüm

    Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız